Türk tipi monşerlerden Ertuğrul Özkök’ün, 18 Ağustos 2026 tarihinde T24’te yer alan yazısının başlığı şöyle: “Kaybettiğiniz dostunuzu bir fincan Türk kahvesi ile mi hatırlamak istersiniz, yoksa sansar kahvesi ile mi?”
Özkök’ün yazısında, Türkiye’de bugün oldukça sıradanlaşmış bazı tüketim ve kutlama alışkanlıklarının yaygınlaşmasında İstanbul’un gayrimüslim girişimcilerinin önemli bir rolü olduğu görülüyor. Ertuğrul Özkök, Baylan Pastanesi’nin sahibi Rum Harry Lenas’ı, Türkiye’de Sevgililer Günü’nün yaygınlaşmasına öncülük eden iki kişiden biri olarak gösteriyor. Lenas’ın vitrinlere “Saint Valentin” yazılı kalp biçimindeki çikolataları koyması, Sevgililer Günü’nü ticari hayat üzerinden görünür hâle getirmişti. Metne göre Lenas ile Vakko’nun kurucusu Vitali Hakko, aynı zamanda Türkiye’de ilk yılbaşı sepetlerini hazırlayan isimler arasındaydı. Başka kaynaklar da Baylan’ın kalp biçimindeki pasta ve çikolatalarla Sevgililer Günü’nün yaygınlaşmasında etkili olduğunu belirtiyor. Özkök’ün metninde bu iki ismin Sevgililer Günü ve yılbaşı sepetleri konusunda öncülüğü özellikle vurgulanıyor.
Sevgililer Günü, kalp biçimli pasta ve çikolatalar, yılbaşı sepetleri ve benzeri kentli kutlama pratiklerinin halkı Müslüman bir ülke olan Türkiye’de yaygınlaşmasında, Rum ve Yahudi kökenli Türk vatandaşlarının kurduğu ticari işletmelerin öncü ve dönüştürücü bir rol oynadıkları anlaşılıyor. Ancak mesele yalnızca birkaç pastanın, çikolatanın veya hediyenin toplum hayatına girmesi değildir. Bunlarla birlikte yeni bir hayat tarzı, yeni bir vitrin dili, yeni tüketim gerekçeleri ve giderek takvime bağlanan yeni alışveriş dönemleri de oluşmuştur.
Sinanoğlu’nun itirazı: Çağdaşlaşmak başka, Batılılaşmak başka
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun Bye Bye Türkçe’de yıllar önce yaptığı Batılılaşma eleştirileri, konunun başka bir cephesini gösteriyor. Sinanoğlu’nun temel itirazı Batı’nın bilimini, teknolojisini veya yabancı dillerini öğrenmeye değildi. Onun itirazı, bunları öğrenmekle Batılılaşmayı ve Batı’yı taklit etmeyi aynı şey sanmaya yönelikti. Kitaptaki en çarpıcı cümlelerinden biri bunu açıkça ifade eder: “Eğitimin amacı, batılılaşma da değildir, bilim ve teknikte en ileriye gitmektir.” Ardından bilim ve teknolojinin Uzak Doğu’da yükselişini hatırlatarak ironik biçimde, “Şimdi de doğululaşma mı diyeceğiz?” diye sorar.
Sinanoğlu’na göre yabancı dil bir araç olmalı, insanın kendi dilinin ve kültürünün yerine geçirilmemeliydi. “Yabancı dilden araç olarak yararlanmalı, genel eğitimde Türk dili feda edilmemelidir” diyordu. Ona göre eğitim, insanı “milletinden, dilinden, tarihinden, millî kültüründen koparmak” için değil, kendisine güvenen ve bilim üretebilen insanlar yetiştirmek için vardı. Bu nedenle Sinanoğlu’nun eleştirisi yalnızca İngilizce kelimelere değildi; kendi kültürünü geri, yabancınınkini ise kendiliğinden üstün sayan zihniyete yöneliyordu.
Sinanoğlu bu kültürel dönüşümün dile yansımasını da sert biçimde eleştiriyordu. Türkçe karşılığı bulunduğu hâlde yabancı sözcüklerle konuşmayı modernlik göstergesi sayan karma dile alaycı biçimde “Anglomanlıca” adını veriyordu. Onun Bye Bye Türkçe boyunca savunduğu düşünce birkaç kısa ifadeyle özetlenebilir: Batı’nın bilimini öğren, fakat kendini Batı’ya benzetmeye çalışma; yabancı dili öğren, fakat kendi dilinin yerine koyma; dünyaya açıl, fakat kendi kültüründen utanma. Çünkü Sinanoğlu açısından çağdaşlaşmanın ölçüsü başkasına benzemek değil, kendi kimliğiyle bilim, düşünce ve medeniyet üretebilmektir… İşte, monşerlerden bu sebeple hazzetmiyoruz!