Muhafazakârlık muhafaza etmekle, korumakla alakalıdır. Birilerine karşı geleneksel yapıların korunmasını istemek muhafazakâr bir düşünceyi doğurmuştur.
Fransız İhtilalinden sonra devrimcilerin tüm kurumları yıkarak yeni bir düzen kurmak istemeleri muhafazakârlığı körüklemiştir.
Fransız İhtilali’nden sonra Fransa’da oluşan kargaşa dönemini sonlandırmak isteyen Napolyon Cod Civil’i (medeni hukuku) uygulamaya koymuş ve sonrasında kiliseleri kapatmış, papazların elbiselerini değiştirmiş, kiliselerde Hristiyan dini üzerine nikâh kıymayı kaldırmış, dinî bayramları engellemiş, mezhepleri anımsatan elbiselerin giyilmesini yasaklamış, dinî yapıların inşasına izin vermemiştir.
Bu yenilikçi yaklaşım nedeni ile halkta eskiyi koruma, muhafaza etme fikri oluşmuş, bu duygu ve düşünceyi taşıyanlar bir grup hâline gelmişlerdir.
Tanzimat’ın getirmiş olduğu yeniliklere karşı halkın göstermiş olduğu tepki ile zemin bulan Cumhuriyet kurulduktan sonra Kemalizm adı altında Fransız devrimine benzer uygulamaların yürürlüğe girmesiyle hızlanan muhafazakârlık anlayışı Türkiye’de kök salmıştır.
Muhafazakâr kesimler genelde tepeden gelen ve halkın yaşantısında ani değişimleri zorlayan eylemlere daha sert tepki gösterirler. Bu tepkilerin olması gayet normaldir. Hâlbuki bütün toplumları doğası gelişim ve değişim üzerine olmuştur.
Değişimin kaçınılmaz olduğu ortamlarda dönüşümün kapitalist bir anlayışı da zemine oturtarak tabandan olması muhafazakârlığın varlık gücünü kendi içinde etkisiz hâle getirmiştir.
Türkiye’de özellikle muhafazakâr kesimin iktidara gelmesi ile düşünsel bir yapıdan ziyade duygusal bir zemin oluşmuştur. Zira duygular ve bu duygular içine sindirilmiş fikirler farklı görülse bile yapılan eylemler Batı’daki herhangi bir Avrupa devletinin uygulamasından çok farklılık oluşturmamıştır.
Halkın gönlünü alan, onlara hoşgörü ile yaklaşan, onların değer anlayışını önceleyen fakat kapitalist bir eylem planı üzerinden inşa edilen yeni uygulamalara halkın tepkisi hiç olmamıştır. Din bir nevi basit, koruyucu biraz da özgürlük içinde varlığını devam ettirmiş olsa bile parlaklığını, cilasını kaybeder olmuştur.
Türkiye’de bir dönem insanların ilk başta sığınmış olduğu muhafazakârlık limanı, kullanılmış, ne olduğu bilinmiş ve denenmiş bir yapıya dönüştü. Din siyasal ve teorik zeminden kaymaya ve kendini özellikle gençlere de anlatamaz hâle geldi. Hatta bir dönem hayatın gayesi olarak görülen ve okullara seçmeli ders olarak konulan Kuran-ı Kerim ve Peygamberimizin Hayatı gibi dersleri, öğrenciler tarafından en seçilen dersler arasında yer aldı.
19.yüzyıldan sonra Batı’da din pozitivizm karşısında yenilgiye uğramıştı. Türkiye’de İslami anlayışın geri plana düşmesi pozitivizm üzerinden değil kapitalizm üzerinden oluşmaya başlamıştır.
Ülke yönetiminde söz sahibi olan muhafazakâr düşünceye sahip halkın alım gücünün artması, lüks yaşama alışması, teknolojinin getirmiş olduğu cazip imkânlar insanlara aşarı bir konfor alanı oluşturdu. Bu alanının oluşturmuş olduğu ikilem, muhafazakâr insanları sarstı, onların düşünce dünyalarından önce yaşam şartlarına müdahale etti. Özel ve kamusal alanın her tarafına yayılan lüks yaşam anlayışı onların dinî ritüellerini, giyim tarzlarını değiştirdi.
Düşünce fukaralığı ve zengin bir yaşam alanı içinde sadece gençlerin değil, orta yaş hatta yaşlıların bile günlük hareketlerinde bir değişim, dönüşüm oluşturdu.
Filistin, Myanmar, Doğu Türkistan bölgelerinde Müslümanlara yapılan zulümler, İsrail’in saldırgan tavırları onlarda tepkisel dinî hassasiyetinin canlanmasına vesile oldu. Bu tepkinin düşünsel bir altyapısı olmadığı için kısa zamanda etkisini yitirmesi kaçınılmaz olacaktır.
Şehirlere aşırı göçlerin olması kitleleri bir bulut gibi bulunduğu yerden sürükleyerek başka alanlara getirdi. İstanbul’un nüfusu son on yılda sekiz milyon, İzmir’in 1,2 milyon, Ankara’nın 1 milyon arttı. Bu göçler daha ziyade kendi bölgesinde muhafazakâr bir zemin üzerinde bulunurken büyük şehirlerde geniş noktalara yayıldı bu da onlara ayrıldıkları zemine göre baskıdan uzak daha özgür bir alan yarattı.
Kapitalizm, fikri zemini bulunmayan tüketme kültürü içinde eriyen bir kitleyi mağlup etmiştir. Muhafazakâr zemin tüketme kültürü içinde düşünme alışkanlığını kaybettiği için düştüğü yerden kalkması çok daha zor olacaktır.
güzel bir yazı.
Harika tespitler... Teşekkür ederim...