Belki hayatın olağan akışı içinde fark edilmemiş olabilir ama en azından bu bayramda, bu kentte daha önce yaşayan ve bugün aramızda olmayan onlarca insan vardı.
Nereye gittiler?
Ben söyleyeyim, göç ettiler.
Düşük doğum oranları ülke için ciddi bir tehdit oluştururken, özellikle Doğu Anadolu'da genç nüfusun göçü her geçen gün hızlanıyor. Resmi rakamlar bir tablo ortaya koyuyor ama bana göre gerçek rakamlar açıklananların çok daha üzerinde.
Kim bunlar ve nereye göçüyorlar?
Doğdukları şehirde yaşamlarını ekonomik olarak sürdüremeyen gençler ve orta yaşlılar, iş bulabilmek için ata topraklarını terk ediyorlar. Üstelik göç ettikleri yerler yalnızca büyük metropoller değil. Sivas'ın, Ankara'nın da ötesine gidiyorlar. Batı’da ücra bir kasaba bile cazip geliyor...
Ülkede yaşanan ara eleman sorunu en çok Doğu'yu vuruyor desek yeridir. İşverenler çalıştıracak eleman bulamıyor. Bulsalar bile ekonomik şartlar nedeniyle asgari ücretin çok üzerine çıkamıyorlar.
Son iki yılda, Kahramanmaraş depremlerinin ardından İç Anadolu'ya yayılan yatırımlar ara eleman ihtiyacını daha da artırdı. Yıllardır Erzurum'da çalışan birçok genç, asgari ücretin üzerinde maaş veren fabrikalarda çalışabilmek için yollara düştü.
Artık sadece beyin göçünü, beyaz yakalı göçünü ya da sermaye göçünü konuşmuyoruz. Gençleri bir kenara bırakın, orta yaşlı nüfusu bile kentte tutamıyoruz.
Erzurum sürekli göç veriyor.
İklim koşulları elbette önemli bir faktör. Ancak asıl mesele, insanların doyduğu topraklarda geçinememesi, gelecek kuramaması... Mesele, çocukları için bu şehirde umut göremeyen insanların, arzu etmedikleri halde memleketlerini terk etmek zorunda kalmaları...
Yıllardır umut olarak gösterilen 2. Organize Sanayi Bölgesi bile bu gidişi tek başına durdurmaya yetmeyecek gibi görünüyor. Çünkü çalışacak insanınız yoksa kaç fabrika açarsanız açın sürdürülebilir olmaz. Zaten fabrikaları istediğimiz ölçüde açabiliyor muyuz, o da ayrı bir tartışma konusu...
Daha da kötüsü, bu gidişatı durduracak somut bir reçetemizin olmaması. Bu hızla devam eden göç, önümüzdeki yıllarda Erzurum'un kaderini ciddi biçimde değiştirecek.
Çok değil, birkaç ay önce akademisyen-yazar Yusuf Kaplan, Erzurum için şu ifadeleri kullanmıştı: "Çok üzgünüm. Erzurum önemli bir şehir. Ancak gördüm ki şu an yaşlanmış gibi duruyor. Emekliye ayrılmış, hayattan istifa etmiş, can çekişiyormuş gibi bir izlenim veriyor."
O gün şehir ayağa kalktı.
Yazarın ne anlatmak istediğini anlamak istemeyenler konuyu siyasete çekti. İktidar,belediye bir şey yapmamış tartışmasına dönüştürdü. Oysa Kaplan'ın işaret ettiği şey, kentin sosyolojik, kültürel ve ekonomik olarak ciddi bir değişim yaşamasıydı.
O gün estik, gürledik. Ama gerçek ortada. Kent insanını kaybediyor. Demografik yapı değişiyor. Sermaye el değiştiriyor. Gençler kenti terk ediyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Sadece konuşuyoruz. Kalanlarla birbirimizin kuyusunu kazıyoruz. Herkes her şeyin farkında ama kimse elini taşın altına koymuyor. Varsa bir umut, çıkıp kimse yüksek sesle dillendirmiyor. Kent almış başını gidiyor. Biz ise hala uçak diyoruz, kuş diyoruz...
Yani hep birlikte kuşa bakıyoruz.