Hain darbe kalkışmasının üzerinden tam 10 yıl geçti.
O gece bu millet, kendi bağrından çıktığını sandığı hainlerin kurşunlarıyla, bombalarıyla evlatlarını toprağa verdi. 251 şehidimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.
Ancak 15 Temmuz'u sadece yıldönümlerinde hatırlamak, şehitleri anıp birkaç slogan atmak yetmez.
Asıl sorulması gereken soru çok daha ağırdır:
FETÖ gerçekten bitti mi?
İşte toplumun zihnini meşgul eden bu soruyu Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli de grup toplantısında açıkça dile getirdi.
"FETÖ ile mücadele geçmişte kalmış bir mesele değildir. Tehdidin görünmez hâle gelmesi, yok olduğu anlamına gelmez." diyerek devlet hafızasının diri tutulması gerektiğinin altını çizdi.
Aslında Sayın Bahçeli'nin söylediği, milletin uzun zamandır kendi içinde konuştuğu gerçeğin yüksek sesle ifade edilmesinden ibarettir.
Çünkü gerçekler ortada...
Aradan 10 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse her gün yeni bir FETÖ operasyonu yapılıyor.
Geçtiğimiz günlerde Emniyet Teşkilatı'nda aktif görev yapan 80 polis hakkında operasyon düzenlendi, 70'i gözaltına alındı.
Bu tablo tek başına bile tehlikenin tamamen ortadan kalkmadığını göstermiyor mu?
Elbette ilk yıllarda yaşanan büyük operasyonlarda kurunun yanında yaş da yandı. Böylesine büyük bir ihanetin ardından bunun yaşanması kaçınılmazdı. Ancak artık 10 yıl geçti.
Bu süre içinde örgütle bağını koparmayan, kimliğini gizleyen kriptoların hâlâ devletin çeşitli noktalarında ortaya çıkması, mücadelenin bitmediğini gösteriyor.
Evet...
Örgütün belki yargıdaki beli kırıldı.
Ama zaman zaman ortaya çıkan bazı kararlar, bazı operasyonlar ve bazı isimler gösteriyor ki tam anlamıyla bir temizlikten söz etmek hâlâ mümkün değil.
Siyasetin de bu konuda daha dikkatli olması gerekiyor.
Toplumun "Bu kişi FETÖ'cüydü" dediği nice isim, çeşitli yollarla aklandı. Bugün ticaret yapıyor, makam sahibi oluyor, kapılar yüzüne ardına kadar açılıyor.
Bu da insanların kafasında ister istemez soru işaretleri oluşturuyor.
Bir başka hassas konu ise cemaat ve tarikatlara tanınan ayrıcalıklardır.
Sadece dini eğitim veriyor diye bazı yapılara sınırsız alan açmanın bu ülkeye nelere mal olduğunu hep birlikte yaşadık.
Artık yoğurdu üfleyerek yemek zorundayız.
Bu milletin çocuklarını din kisvesi altında mankurtlaştıran yapılara bir daha asla fırsat verilmemeli.
Hiçbir cemaat, hiçbir tarikat, hiçbir dini yapı devletin üstünde değildir; olamaz.
Devlet; dini istismar eden, insanları biat kültürüyle şekillendiren her yapıyı aynı kararlılıkla denetlemeli, hukuk içinde gereğini yapmalıdır.
Çünkü 15 Temmuz'un bize bıraktığı en büyük ders şudur:
İhanet bazen üniformayla gelir, bazen cübbeyle, bazen de din maskesiyle...
Devletin görevi, hangi kılığa girerse girsin ihanetin önüne set çekmektir.
Bir daha bu millete, vatanını kendi evlatlarına karşı kanı ve canıyla savunmak zorunda kalacağı bir gece yaşatılmamalıdır.