Aslında ne kadar farkındayız bilmiyorum ama tüm Türkiye ağustos ayını olağanüstü sıcaklıklarla geçirirken Erzurum, klima iklimi sayesinde bırakın aşırı sıcakları, mevsim normallerinin altında bir ağustos ayı geçiriyor.
Aklı başında birçok kişi, kentin özellikle yaz aylarındaki bu yayla havasını turizme kazandırmamız gerektiğini anlatıp duruyor. Doğru bir bakış açısı. Fakat önümüzdeki yıllarda bu durumun böyle devam edeceğine güvenmek pek mümkün görünmüyor.
Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) başta olmak üzere bilim insanları, önümüzdeki yıllarda kuraklık ve iklim değişikliğinin etkilerinin daha da ağırlaşacağına dikkat çekiyor. Bu da bugünden tedbir alınmasını zorunlu hale getiriyor.
***
Böylesi bir durumda Erzurum'u nasıl bir gelecek bekliyor diye küçük bir araştırma yaptım. Karşıma Erzurum Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ‘Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı’ çıktı. 2023 yılında hazırlanan ve 2024 yılında kamuoyuna tanıtılan raporda gerçekten dikkat çekici tespitler var.
Rapora göre yağışlarda yüzde 40'a varan dalgalanmalar yaşanabilecek. Yani mesele yalnızca sıcaklıkların artması değil. Kar ve yağmurdaki değişiklik Erzurum'un su kaynaklarını doğrudan etkileyecek.
***
Tarım arazilerinin korunması, kuraklığa ve yeni iklim şartlarına uygun ürünlerin tercih edilmesi, modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve meraların değişen iklim koşullarına göre yönetilmesi hayati önem taşıyor. Yağış rejiminin değişmesi ve sıcaklıkların yükselmesi halinde Erzurum'da tarımsal üretimin bugünkü takvim ve yöntemlerle sürdürülmesinin zorlaşabileceği de açıkça ortaya konuluyor.
Su konusunda ise daha ciddi bir tablo var. Su kaynaklarının yapılaşmadan korunması, yeraltı su rezervlerinin değerlendirilmesi, kayıp ve kaçaklarının azaltılması, yağmur suyunun toplanarak yeniden kullanılması, kent içerisinde geçirgen yüzeylerin artırılması ve yağmur suyunun doğrudan kanalizasyona gönderilmek yerine toprağa kazandırılması öneriliyor.
Raporda ayrıca kent için sera gazı envanterinin oluşturulması, iklim projeksiyonlarının hazırlanması, iklim değişikliğinin etkileri ve kırılganlık analizinin yapılması, iklim tehlikeleri ve risk analizlerinin ortaya konulması, sera gazı azaltım hedeflerinin belirlenmesi ve iklim değişikliğiyle mücadele politikalarının geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.
***
Uzatmayayım, özetle rapor şunu söylüyor;
Bugün tedbir almazsak, 2035'ten 2050'ye uzanan süreçte Erzurum'un suyu, tarımı ve yaşam şartları ciddi bir sınavdan geçecek.
Peki, böylesine önemli bir raporu hazırlayan Erzurum Büyükşehir Belediyesi, aradan geçen yaklaşık üç yılda bunun için ne yaptı?
Lansmanın ardından rapora ilişkin kamuoyuyla paylaşılmış kapsamlı bir ilerleme raporuna ben rastlamadım. Ancak belediyenin bugüne kadar yaptığı çalışmalar ve basın bültenlerinden ulaşabildiğim kadarıyla planın bazı başlıklarında önemli adımlar atılmış.
Katı atık sahasındaki metan gazından elektrik üretimine başlanmış. Yenilenebilir enerji kapsamında GES yatırımları yapılmış. Düzenli depolama, geri dönüşüm ve atık su arıtma çalışmaları yürütülmüş. İklim konusunda eğitimler, bilgilendirmeler ve billboard çalışmaları yapılmış. Sıfır Atık ve İklim Dostu Otobüs Durağı gibi örnek uygulamalar hayata geçirimiş...
Bunların tamamı önemli. Ama bir iklim planının başarısını sadece yapılan projelerin sayısıyla ölçemeyiz.
Asıl soru; karbon salımını ne kadar azalttık?
Enerji tüketiminde ne kadar tasarruf sağladık?
İklim risklerine karşı belirlenen eylemlerin yüzde kaçını tamamladık?
SECAP hedeflerinin ne kadarına ulaştık?
İşte bu soruların cevabını gösteren güncel ve kapsamlı bir bilanço kamuoyuna sunulmuş değil.
Belki hazırlanmıştır, belki kamuoyuyla paylaşılmayı bekliyordur. Eğer böyle bir ilerleme raporu varsa, elbette onu da görmek ve kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Çünkü mesele belediyeyi eleştirmek değil Erzurum'un geleceğini konuşmak.
***
İyi de neden bu kadar önemli bir konuda ilk adımı belediyeler atıyor da hükümet ve ilgili bakanlıklar daha önce bütüncül bir çalışma ortaya koymadı?
Türkiye'de 2025 yılında yürürlüğe giren İklim Kanunu ile yerel iklim eylem planlarının hazırlanması, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi için yasal çerçeve oluşturuldu. Büyükşehirlerde bu sürecin vali koordinasyonunda yürütülmesi ve iklim riskleri ile sera gazı verilerinin izlenmesi öngörüldü.
Yani artık bu iş sadece belediyelerin kendi iradesine bırakılacak bir konu değil. Devletin, bakanlıkların, valiliklerin ve belediyelerin birlikte hareket etmesi gerekiyor. Sadece Erzurum için hazırlanan rapora bakıldığında bile meselenin ne kadar ciddi olduğunu görebiliyoruz.
***
Zaman su gibi akıp gidiyor. O nedenle artık sadece rapor hazırlamak yetmez. Yıllık bir iklim karnesi oluşturulmalı. Hangi belediye ne yaptı, ne kadar karbon azalttı, ne kadar enerji tasarrufu sağladı, su konusunda hangi adımları attı...
Bunların tamamı kamuoyunun önüne konulmalı. Başarılı belediyelere finansman desteği verilmeli. Erzurum özelinde ise su ve kuraklık birinci öncelik haline getirilmeli. Tarım ve hayvancılık yeni iklim şartlarına hazırlanmalı. Toplu taşıma zaman geçirilmeden dönüştürülmeli. Binalarda enerji verimliliği daha güçlü hale getirilmeli.Belediyelerin iklim projeleri ortak bir sistem üzerinden izlenmeli.
Çünkü iklim değişikliği kapıya dayanmış bir mesele değil. Kapımızın önünde bekleyen bir gerçek. Bugün alınmayan her tedbir, yarın Erzurum'un önüne daha büyük bir sorun olarak çıkacak.
Bugün Erzurum'un ağustos ayındaki serinliğini bir turizm fırsatı olarak görüyoruz, doğru. Belki de bundan daha önemlisi, bu serinliğin sonsuza kadar böyle devam etmeyeceğini fark etmek.Bugünün serin Erzurum'u, yarının Erzurum'u için bize aslında son bir fırsat veriyor.
Mesele o fırsatı görüp görmediğimiz.