Erzurum’un ekonomik kalkınmışlığı ve geri kamışlığını değerlendirirken 1991 öncesi ve sonrasını ayırarak değerlendirmenin doğru yöntem olacağı kanaatindeyim. Çünkü 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağıldı ve yeni bir dünya düzeni ortaya çıktı. 1991 öncesi dönemde iki kutuplu dünya düzeni vardı ve bu düzen içerisinde Erzurum’un konumuna özgü handikapları vardı. 1991 sonrasında ise önce tek kutuplu sonrasında da çok kutuplu dünya olma yolunda ilerleyen dünya düzeninde Erzurum’un farklı stratejik, siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda farklı fırsatları veya tehditleri ortaya çıkmıştır. Bu yazımızda bu konularda genel değerlendirmelerde bulunmak Pusula Gazetesindeki başlangıç yazımız için anlamlı olacaktır.
Erzurum’u değerlendirirken bunun aslında Doğu Anadolu Bölgesi’nin değerlendirmesi olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü Erzurum tüm bölgeyi temsil eden bir il konumundadır.
1991 öncesi dönemde Erzurum ve bölgenin geri kalmışlığının genel sebepleri nelerdi acaba? Bunları alttaki maddeler ile özetlemek mümkündür.
- Türkiye, eski dünya düzeni dediğimiz dönemde Amerika Birleşik Devletlerinden (ABD) yana bir tavır aldığı için SSCB kaynaklı bir saldırı veya tehlikenin bölgede her an olabilirliği psikolojisi vardı.
- Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu bölgenin kalkınmasını sağlayacak düzeyde gücü yoktu.
- Bölgenin kendi kendini kalkındıracak sermayesi, müteşebbisi, altyapısı, organizasyonu ve beşeri sermayesi yoktu.
- Coğrafi ve İklim koşullarının olumsuz etkilerinin bertaraf edilebileceği bir gelişmişlik düzeyi yoktu (ulaşım gibi).
Peki 1991 sonrası dönemde ne tür fırsatlar orta çıktı?
- Doğu Anadolu Bölgesi dört ülke ile sınır komşusudur. Erzurum’da bu bölgenin merkezindedir. Bu anlamda Türkiye’nin karadan Orta Asya’ya açılan kapısı durumuna gelmiştir.
- SSCB’den ayrılan Cumhuriyetlerle tarihi ve kültürel bağlılık ve coğrafi yakınlık nedeniyle bölgeye ve Erzurum’a ilgi artmıştır ve bu ilerleyen yıllarda daha da büyüyecektir. Zengezur Koridoru ve Ermenistan sınır kapılarının açılması il ve bölgeye ilgiyi artıracaktır.
- SSCB tehlikesinin ortadan kalkması ve Türkiye’nin güçlü bir devlet konumuna gelmesi devlet yatırımlarını artırmıştır (Palandöken’e turizm yatırımları, Kars-Iğdır-Nahcivan Demiryolu çalışması gibi).
- Tarım, hayvancılık ve bozulmamış doğal yapı açısından önemli potansiyeller mevcuttur.
- Erzurum ve bölge İran gibi 89 milyonluk bir pazara potansiyeline sahiptir.
- Kafkaslar ve İran’dan gelen enerjilerin geçiş güzergahındadır.
- Doğu illerine yatırım yapan tekstil, hazır giyim ve deri sektörü işletmelerine devlet desteği artmıştır.
- Karabağ Zaferi, Kars-Tiflis-Bakü ve Kars-Iğdır-Nahcivan Demiryolu’nun sağlayacağı ticari potansiyel Erzurum’u öne çıkarabilecektir.
Mevcut fırsatları çoğaltmak mümkündür. Ancak konuyu fazla dağıtmamak için Erzurum’a ait bazı göstergeleri vermekte yarar vardır.
Erzurum coğrafi büyüklük açısından yaklaşık 25.500 kilometrekarelik alanıyla Türkiye’nin dördüncü şehridir. Nüfus yoğunluğu (kilometrekareye düşen insan sayısı) açısından Erzurum Türkiye ortalamasının çok altındadır. Türkiye’de kilometrekareye 111 kişi düşerken, Erzurum’da bu sayı 29’dur. Bu durum yaklaşık Ermenistan kadar bir büyüklüğe sahip ilde talep potansiyelinin yetersizliğine, göçe, yaşam şartlarının zorluğuna işaret olarak değerlendirilebilir.
Erzurum ili kişi başına gelir açısından Türkiye ortalamasının yaklaşık yarısı kadar gelir elde edebilmektedir. Milli gelire katkısı yaklaşık %0,5 civarındadır. Sosyo-ekonomik gelişmiş sırası bakımından 59-60’ıncı sıralardadır. İhracat performansı açısından 69-70’inci sıralardadır. 745.000 nüfusa sahiptir ve yaklaşık 6 milyonluk bölgenin merkezinde yer almaktadır.
Öğrencilerimiz ile birlikte tarafımızca gerçekleştirilen bilimsel saha araştırmalarında elde edilen veriler aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Erzurum doğumlu olan vatandaşların yaklaşık %67’si memleketi olduğu için Erzurum’da yaşadığını ifade etmektedir. Bu oran Erzurum ilinde yaşayanlarda kente aidiyet duygusunun önemli olduğunu göstermektedir.
Erzurum’da yaklaşık %8 oranında akraba evliliği vardır. Bu durum şehirleşme-kentsoylu olma açısından olumlu olarak düşünülebilir.
Erzurum kent merkezinde yaşayanların %79’u kendilerini orta gelir düzeyinde görmektedirler.
Erzurum doğumlu olup kentte yaşayanların %69’u imkan olması halinde Erzurum ilinden göç etmek istemektedir. Bu oran Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı gibi kentlerde daha yüksektir. Bu durum il ve bölgede yaşam şartlarında önemli zorlukların olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Saha araştırmalarına göre, ilden göç etmek isteyenlerin ilk üç gerekçesi şunlardır: 1-iklim koşullarının olumsuzluğu, 2-Sosyal imkanların yetersizliği, 3-ekonomik imkanların yetersizliği. Bu gerekçeler Ağrı Alt Bölgesini oluşturan Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı illerinde ise;
1-Sağlık hizmetlerinin yetersizliği, 2- Eğitim hizmetlerinin yetersizliği, 3- sosyal hizmetlerin yetersizliği şeklinde sıralanmaktadır. Bu göstergelere göre il ve bölgede ekonomik ve sosyal ortam iyileştirilmeden kalkınmanın sağlanmasının zor olduğuna işaret etmektedir.
Erzurum ilindeki sosyo-ekonomik durumdan memnuniyeti belirtmesi açısından ise şu veriler dikkat çekicidir. Eğitim hizmetlerinden memnuniyet %53, sağlık hizmetlerinden memnuniyet %42, tarım ve hayvancılıktan memnuniyet %50, sanayi ve ticaretten memnuniyet %25, turizm sektöründen memnuniyet %45, hizmet sektöründen memnuniyet %44’tür.
İlde çocukların geleceği konusunda %71 oranında umutsuzluk vardır. %43 oranında İstihdam, işsizlik-girişimcilik sorunlar ve memnuniyetsizlikler olduğu belirtilmektedir.
Bu tespitlerden sonra neler önerilebilir?
İl ve bölgenin tamamında tarım ve hayvancılık en önemli sektörlerdir. Bu alanlara önemli destekler sağlanarak özellikle “Organik Tarım” ve “Organik Hayvancılık” konusunda üretim kredileri verilip satış ve pazarlaması yapılmalıdır. Örneğin, Karadeniz’de fındık ve çayın alındığı gibi bu bölgede de organik tarım ve hayvancılık ürünleri devlet tarafından kurulacak bir kuruluş tarafından üreticilerden alınıp pazarlanabilir. Türkiye’deki mera alanlarının yaklaşık %12’sine ve su potansiyelinin yaklaşık %10’una sahip olan Erzurum bu konuda çok önemli bir avantaja sahiptir. Ayrıca yaklaşık 710 bin büyükbaş hayvan sayısı ile Türkiye’de 3. Sırada olan Erzurum, yaklaşık 838 bin adet küçükbaş hayvan sayısı ile de Türkiye’de 28’inci sıradadır. Özellikle yayla hayvancılığı konusuna ağırlık verilmesi hayvancılıktaki katma değeri yükseltecektir.
Ticaret konusunda ise il ve bölgede ikamet ederek komşu ülkelerle ticaret yapanlara çeşitli “pozitif ayrımcılık” yapılmalıdır. Örneğin, vergi ve fon kesintileri yapılmayabilir veya ticaret kredileri verilebilir.
Karabağ Zaferi Sonrası, Kars-Tiflis Bakü ve Kars-Iğdır Nahcivan Demiryolları ile ticaretin, Karabağ’ın İnşasına yönelik faaliyetlerin, bölgedeki turizm faaliyetlerinin artacağı anlaşılmaktadır. Bu alanlara yönelik planlamalar ve çalışmalar geç kalınmadan başlatılmalıdır. Bu doğrultuda, Orta Asya, Kafkasya ve Çin ile ticaret potansiyeli ve gelecekteki gelişmeler dikkate alınarak planlamalar yapılmalıdır.
Azerbaycan ile yapılan Tercihli Ticaret Anlaşması çerçevesinde ticari çalışmalar yoğunlaştırılmalı ve Erzurum veya bölgenin uygun alanında “Sağlık Serbest Bölgesi” kurulması çalışmaları değerlendirilmelidir.
Küresel ısınma ve pandemi gibi olgular değerlendirilerek Erzurum ve bölgenin avantajları geleceğe yönelik olarak doğru planlanmalıdır.
Son olarak Ahmet Hamdi Taşpınar’ın “Beş Şehir” adlı eserinden aldığımız notların geleceğe yönelik Erzurum için değerlendirilmesi ümidiyle yazımızı tamamlayalım.
«…1855’te yüz binden fazla nüfuslu bir şehir olan Erzurum, bu gelişmesini bir iktisadi denklilik üzerine kurmuştu. İran, ithâlat ve ihracatının yarıdan fazlasını Trabzon-Tebriz kervan yoluyla yapıyordu. İşte bu kervan yolu, Erzurum’u asırlar içerisinde eşrafıyla, âyânıyla, ulemasıyla, esnafıyla tam bir şark Ortaçağ şehri olarak kurmuştu. Bu transit yolunda her yıl otuz bin deve ve belki iki misli katır işliyordu. Bunlar Erzurum’dan geçiyor, Tebriz’den gelişinde, Trabzon’dan dönüşünde kumpanyasını daima Erzurum’dan tedarik ediyor, hayvanını nallatıyor, at eğeri, yük semeri, nal, gem, ağızlık, hulâsa her türlü eksiğini orada tamamlıyordu» (S.34).
«…Erzurum taşı dururken çimentonun kullanılmasını bir türlü aklım almaz. Betonun getirdiği bir yığın kolaylık meydanda. Fakat bu kolaylıklar bazen de mimarînin aleyhinde oluyor. Hele mahalli rengi bozuyor. Erzurum taşı, Ankara taşı gibi çok kullanışlı. Her girdiği yere âbide asilliği veren bir mimari malzemesidir (s.63). (A. H. Tanpınar, Beş Şehir, Dergâh Yayınları, 36. Baskı; 2016).
Bayburt taşı potansiyelini de düşünülerek Erzurum için birçok kente örnek olabilecek model bir kent mimarisi çalışmasının başlatılması mümkündür.
Not: Pusula Gazetesi Gazete Genel Koordinatörü Sayın Sevda Güneş İncesu ve tüm ekibine gazetede yazma fırsatı teklifleri için teşekkür ediyorum.