Bir zamanlar Erzurum’da akşam olunca evlerin ışıkları başka türlü yanardı.
Sobanın üstünde çay kaynar…
Büyükler sohbet eder…
Çocuklar sokakta oynar…
Mahalle birbirini tanırdı.
İnsan yalnız değildi.
Çünkü insanı ekranlar değil,
çevresi büyütürdü.
Bugün ise aynı evlerde başka bir sessizlik var.
Aynı sofrada oturan insanlar,
farklı ekranlara bakıyor.
Aynı odada bulunan aile bireyleri,
başka dünyalarda yaşıyor.
Ve artık çocukları en çok etkileyen şey;
anne-baba nasihati değil,
algoritmalar.
***
Bugün sosyal medya platformları yalnızca video göstermiyor.
İnsanların neyi normal göreceğini,
neyi arzulayacağını,
neyi örnek alacağını da şekillendiriyor.
Çünkü algoritmalar,
insanın en zayıf tarafını çok iyi biliyor:
Dikkatini…
Bir insan neye uzun bakarsa,
zamanla ona dönüşmeye başlıyor.
Bugün gençlerin önüne sürekli aynı şeyler düşüyor:
Lüks hayatlar…
Şöhret tutkusu…
Kolay para…
Gösteriş…
Argo kültürü…
Teşhir…
Ve sürekli eğlenme fikri…
Bunlar tekrar edildikçe,
normalleşiyor.
***
Eskiden Erzurum’un gençleri,
dayanıklılığı öğrenirdi.
Kışa dayanmayı…
Sabretmeyi…
Yoklukta ayakta kalmayı…
Bugün ise dijital dünya gençlere tam tersini öğretiyor:
“Hemen tüket.”
“Hemen sıkıl.”
“Hemen değiştir.”
“Hemen vazgeç.”
Oysa insan ruhu sürekli haz ile büyümez.
İnsan bazen zorlukla olgunlaşır.
Palandöken’in ayazı nasıl insanı diri tutuyorsa,
hayatın yükü de karakteri olgunlaştırır.
Ama algoritmalar,
sabır değil hız öğretiyor.
Derinlik değil görüntü…
Emek değil vitrin…
Yeni Mahalle: Sosyal Medya
Eskiden mahallede herkes birbirini tanırdı.
Şimdi gençlerin mahallesi sosyal medya oldu.
Ama bu mahallenin komşuları görünmüyor.
Kimin neyi neden gösterdiği bilinmiyor.
Ve en önemlisi:
Bu dijital dünyanın kültürü,
bizim kültürümüz değil.
Çünkü büyük sosyal medya platformlarının çoğu,
başka toplumların değerlerine göre şekilleniyor.
Bizim için aile mahremiyeti olan şey,
başka bir kültürde sıradan görülebiliyor.
Bizim için edep olan şey,
başka bir yerde “özgürlük” diye pazarlanabiliyor.
Ve zamanla insanlar fark etmeden alışıyor.
Çünkü kültür bazen zorla değil;
tekrar tekrar gösterilerek değişir.
***
Bugün belki de şu soruyu sormamız gerekiyor:
Çocuklarımızı gerçekten kim yetiştiriyor?
Aile mi?
Okul mu?
Yoksa ekranlar mı?
Çünkü artık savaş yalnızca ekonomi savaşı değil.
Dikkat savaşı…
Algı savaşı…
Kültür savaşı…
Bir milletin gençliği değişirse,
geleceği de değişir.
Bu yüzden mesele yalnızca teknoloji değildir.
Mesele;
teknolojiyi kimin yönettiği
ve hangi değerler için kullandığıdır.
Milli Dijital Alanlar Bir İhtiyaçtır
Elbette teknolojiye düşman olmak çözüm değildir.
Ama kendi kültürünü,
ahlakını,
dilini
ve manevi hassasiyetlerini koruyabilen dijital alanlar oluşturmak artık bir tercih değil;
ihtiyaçtır.
Çünkü geleceğin toplumlarını yalnızca üniversiteler değil,
algoritmalar da şekillendiriyor.
Bugün Erzurum’un bir köyündeki çocuk da,
İstanbul’daki genç de,
aynı dijital akışın içinde büyüyor.
Ve eğer kendi hikâyemizi,
kendi değerlerimizi,
kendi insan anlayışımızı dijital dünyaya taşıyamazsak;
başkalarının hikâyeleri bizim çocuklarımızı büyütecek.
Belki de bugün en çok korumamız gereken şey;
sadece sınırlar değil,
genç zihinlerdir.