Yılgın bakışların ardında kuru bir sızı
Atsan atılmaz satsan satılmaz alın yazısı
Dönen bir yuvarlakta yoksunluk tarlası
Değil mi ki gündüzün gözü yok, gece kör
Karanlık neymiş, siyah ne renkmiş, düş de gör
Haylaz yaz akşamlarını bölen yürek yarası
Helâl ekmeğin köşesi, bir baş soğan, bir yudum su
Bastırmaya yeterliydi karın uğultusunu
Görecenin koynundaki zaman dilimi
Dindirmeliydi bütün saatlerin iniltilerini
Öğretilmiş, eğitilmiş, ezber edilmiş korku
İnancın, çeliği delen metafizik oku
Daha kaç bin yıl sürecek bu sürgün
Top üstünde deney fareleri gibi koşuşturma
Yetişir, çatılardan sarkan buzların, ucundan damlama
İnsan sisteminin meme uçlarındaki kıl
Tiksindiriyor bebekleri emmekten
Sonrası bulamaç
Çocukların umudunu kırıyor gelecekten
Şu mızrak gibi binaların maksadı gökyüzünü delmek mi
Kusar gibi öksüren, tıksıran sanayi devriminin
Ve gelişimin muradı
Suyu, toprağı, saadeti ve emeği
Hatta kutsala dair ne varsa zehirlemek mi
İlimin bilgeliğine erişmek, törpü üzerinde güreşmeye benzer
Dökük dişler, incelen dudaklar, solgun gözler
Freni patlak kamyon gibidir
Durdurmak ne mümkün, emir büyük yerden
İşte o vakit, pişmanlık korkudan bile güçlü histir
Merak ediyorum, geceler tek tek sayıyor mudur evleri
Acaba gündüzler bilir mi kaç kişinin sabaha vardığını
Sağ kalanların zulasında iki damla kan bir avuç toprak
Ve kefen parası
Ne yana düşer soy sevdasının kibirli rotası
Göze göz veren göz, gözü öldürmeliydi
Tansiyonu düşük sıska ışıkları söndürmeliydi
Yıkılmayı bekleyen hasta bitkin bina
Müptezellerin buluşma noktası
Sonrası yolculuk
Daha sonrası, herkesin korkulu rüyası
Daha da sonrası, her şeyin dahası
Zemini ateş bir avluda yalnızlık
Öykünüyor sabahın ilk ışıklarına
Yalnız geliş, yalnız yaşayış ve yalnız gidiş
Sonrası, kalın bir sitemdir, kişinin kendi varoluşuna
Çerçeve içerisine hapsolan Nigar
Daha kaç bin yıl bekleyecek duvarda
Acaba dağlar işitiyormudur şehirlerin çığlıklarını
Şehirler bilir mi rüzgarın dağlara olan aşkını
Asr-ı saadet geçeli çok oldu
Faslı bahar gelmez artık
Bir yol var, ne uzun ne ince ne pürüzsüz ne de stabil
Kenarlarında temaşa, nümayiş, görüş mesafesi kısa ve sisli
Bu yolda seyreden taşıtın yolcusu
Son duraktan bir durak önce inebilir mi
Artık beyhude duvarlara sırtını verip dövüşmek
Silahlar zihinlerde zehirli duman
Ezber atadan dededen gelenek
Güçtür bir eline beynini diğer eline kalbini alıp sormak
Nerden geldim, neredeyim, nereye gidiyorum
Önce sorgulamak, anlamlandırmak, sonra idrak
Aksi hâlde kaçınılmazdır yücelerden tekinsiz dehlizlere düşmek
Sonrası dere yataklarından hakim tepelere tırmanma mecburiyeti
Can havliyle güvenli bölgelere erişme gayreti
Her seferinde mağlup olup kıramamak hezimeti
Kandır akan
Denizden, okyanustan taşan
Heybetli ateşleri, damla damla harlayan
Yaşamın göğüs uçlarından damlayan
Kandır, öncesi ve sonrası
Katilin ter içinde rüyası
Kandır, soylandıran boylandıran
Şehzadeyi tahtlandıran
Erkeği ve kadını birbirine uyandıran
Kandır, bülbülün bitmek bilmeyen davası
Hep kandır, kandır dahası
Öncesi hakikat, sonrası hakikat
Adalet nefes gibi, su gibi, aş gibi, herkese gerek
Sonrası tomurcuklanmak filizlenmek
Ab-ı hayattan nasiplenmek
Olması gereken hakikati bulma çabası
Fakat nedense pek kimse hatırlamaz
Neydi hikâyenin
öncesi ve sonrası