Ülkemizde 1950’li yıllarda başlayan ve günümüze kadar artarak devam eden göç olayı, yerleşim yerlerinin tüm sosyo-ekonomik yapısında değişime ve etkileşime sebep olan en önemli faktörler arasında yer almaktadır.
1960’lardan itibaren başta Almanya olmak üzere yurt dışına göç vermeye başlayan Türkiye’deki göçün yönü hep batıya olmuştur. Bunun başlıca sebebi; hem gelişmiş ülkelerin batıda olması hem de ülkenin kendi içindeki gelişmiş illerinin batıda yer almasıdır.
Yaşanan bu göç sürecinde, hem nüfusun azaldığı yerlerde hem de gidilen yerlerde bir kısım sorunların başlaması da kaçınılmaz olmuştur. Ülkemizde göç ile beraber yaşanan sorunların ele alınması daha çok 1980’li yıllardan sonra olmuştur.
Türkiye’de yaşanan göç sürecinde, özellikle bölgesel gelişmişlik farklılıkları, başlangıçtan beri göç akımlarının “itici ve çekici gücü” olma fonksiyonunu devam ettirmektedir. Bu anlamda, Doğu Anadolu Bölgesi’nde de gelir yetersizliği, sağlık ve eğitim hizmetleri yetersizliği, iklim koşullarının zorluğu gibi faktörler bölgedeki önemli “itici güçler” olarak değerlendirilebilir. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren bölgedeki terör faaliyetlerinin artması da bölgedeki köy sorunları ve göç açısından zaman zaman belirleyici bir unsur olabilmiştir.
Yaşanan gelişmeler, kırsal kesimlere, yeterince kamu ve özel sektör hizmetlerinin verilmesini engelleyebilmiştir. Kent merkezlerinde ise, aşırı yığılmadan dolayı hizmet yetersizliği veya değişik sosyo-kültürel bozulmalar ortaya çıkmıştır.
Bu süreçte yaşanan sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm yolları, ülke içi bilim çevrelerinin, politikacıların, iş çevrelerinin, sanat camiasının ve benzerlerinin gündemine oturmuştur. Diğer taraftan, Türkiye’nin durumuna yönelik olarak özellikle son yıllarda Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Dünya Bankası gibi dış dünyadaki oluşumlarda çalışmalar yapmaya başlamışlardır.
Bu açıdan güncelliği devam eden ve uzun yıllarda süreceğe benzeyen Kırsalın sorunları ve göç süreci henüz bitirilemediği için dikkate alınması gerekmektedir.
Türkiye’nin en çok göç veren bir bölgesi olan ve nüfusunun yaklaşık %50’si kırsalda yaşayan Doğu Anadolu Bölgesi ve bu bölgenin merkezinde yer alan Erzurum ili özelinde konunun ele alınması da anlamlı yaklaşımdır.
Doğu Anadolu’nun diğer kentleri ile Erzurum’daki göç gerekçeleri ve oranları farklılaşmaktadır. Örneğin, Ağrı Alt Bölgesi (Kars, Iğdır, Ardahan, Iğdır) için yapılan bilimsel çalışmalarda; Nüfusun %70’e yakına imkân bulduğunda göç etme eğiliminde olduğunu ifade ederken (Güllülü ve diğerleri;2007), Erzurum il merkezinde bu oran %36’a (Karabulut, 2008) kadar düşmektedir. Geçmiş yıllardan günümüze kadar bölgedeki olumsuzlukların önemli önemli bir bölümü giderilmesine rağmen, özellikle kalifiye eleman göçü bölgenin temel sorunlarındandır. Bölgedeki kalifiye eleman ve sermaye göçü ise köylerde veya kırsalda yaşanan sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır.
Göç etmek isteyenlerin gerekçelerine bakıldığında ise; Ağrı Alt Bölgesi’nde Sağlık hizmetlerinin, eğitim hizmetlerinin ve sosyal hizmet yetersizlikleri ön plana çıkarken, Erzurum gibi kentlerde ise öncelikli sorunların ekonomi ile bağlantılı olduğu anlaşılmaktadır. Bu genel değerlendirmeler doğrultusunda gelecek için köy sorunlarının azalması ve göçün tersine dönmesi için bazı öneriler sunmak mümkündür.
-Kırsal dönüşümü kentsel dönüşümden daha çok önemsemek gerekir. Böylece, tersine göç ve tarımsal üretim artacak ve Türkiye’deki enflasyonun temel kaynağı olan gıda enflasyonu önlenebilecektir.
-Bölgede ikamet edenlere pozitif ayrıcalıklar uygulamak gerekir. Örneğin, vergi oranları düşüklüğü gibi. Böylece sermayenin çekilmesi mümkün olacak ve üretim artacaktır. Üretim artıkça hem kentsel hem de kırsal sorunların çözümü kolaylaşacaktır. Ayrıca, devlet desteklerinin üretime yönelik olması yönünde sıkı kontroller yapılması yararlı olacaktır.
-Bölgede büyük devlet projeleri geliştirmek en önemli uygulamalardan olacaktır. Örneğin, “Doğu Anadolu Tren Ringi” projesi, “Yaz ve Kış Film Şehirleri” projesi, “Organik Tarım ve Hayvansal Üretim” Projeleri, “Türk Dünyası Ortak Nevruz Kutlamaları” Projesi gibi. Bunlar bölgenin turizm potansiyellerinin birlikte değerlendirilmesiyle önemli istihdam ve gelir yaratarak, sürdürülebilir kalkınma sürecine de katkı yapacaktır.
-Köylerde yaşamayı kolaylaştıracak ve sorunları giderecek uygulamalar yapılması yararlı olacaktır. Örneğin, köy muhtarlarının veya söz sahibi köylülerin meraları veya köyün arazilerini satarak aldıkları paraların ya sıkı kontrol edilmesi veya kaymakamlıklar eliyle yapılıp paraların köylerin geliştirilmesi için kullandırılması gerekir. Böylece hem mevcut köylüler huzurlu olacaklar hem de batıdan köylere dönüşlerde endişeler veya sorunlar yaşanmayacaktır.
Bu önerileri çoğaltmak mümkündür. Ancak okuyucuların sıkılmaması için burada sonlandırıyorum.