Daha önce bu sütunlarda Erzurum'un ekonomik geleceğini tartışırken bir öneride bulunmuştum: “Erzurum, yüzünü yalnızca batıya değil, daha çok doğuya çevirmeli.”
Çünkü haritaya Ankara'dan veya İstanbul'dan baktığınızda Erzurum Türkiye'nin doğusunda görünür. Fakat haritaya ticaretin gözüyle baktığınızda bambaşka bir manzara ortaya çıkıyor. Erzurum; Kafkasya'ya, İran'a, Orta Asya'ya ve daha ileride büyük Asya pazarlarına açılabilecek bir coğrafyanın eşiğindedir.
Aradan geçen zamanda şu kanaatim daha da güçlendi: Bunu gerçekleştirmek için her şeyi devletten beklememeliyiz.
Erzurumlu iş insanı, “Devlet bir proje hazırlasın, teşvik versin, heyet göndersin, bağlantıları kursun; biz de ardından gidelim” anlayışından çıkmalıdır.
Devlet elbette yol yapacak, gümrükleri kolaylaştıracak, diplomatik zemini hazırlayacak, ihracatçının önündeki engelleri kaldıracaktır. Bunlar devletin görevidir. Fakat ticareti devlet yapmaz; tüccar yapar.
Asıl zihniyet değişikliği burada başlamalıdır.
Önce Tüccar Gider
Tarihe baktığımızda büyük ekonomik ve siyasî güçlerin arkasında yalnız orduları değil, tüccarları da görürüz. Bunun çarpıcı örneklerinden biri İngiltere'dir.
İngilizlerin dünyanın çok farklı coğrafyalarına yayılmasında deniz gücünün ve devlet siyasetinin yanında ticaret ağları da çok önemli rol oynadı. İngiliz tüccarlar ve ticaret şirketleri yeni limanlara ulaştılar, pazarları tanıdılar, ticaret yolları kurdular ve ekonomik ilişkiler geliştirdiler. East India Company bunun en bilinen örneklerinden biridir.
Elbette İngiliz sömürgeciliğinin karanlık tarafını görmezden gelemeyiz. Askerî güç, siyasî baskı ve sömürü bu tarihin ayrılmaz parçalarıdır. Dolayısıyla bugün örnek almamız gereken şey İngiliz emperyalizmi değildir.
Öğrenmemiz gereken başka bir şeydir:
Tüccarın ufku.
O tüccar, devletinin gelip kendisine pazar bulmasını beklemiyordu. Gemisine biniyor, aylarca yol gidiyor, bilmediği coğrafyalara ulaşıyor, insanlarla tanışıyor, ne satabileceğini ve ne satın alabileceğini araştırıyordu.
Üstelik bireysel kazanç arayışını daha büyük bir aidiyet ve ülke menfaati düşüncesiyle birleştirebiliyordu.
Bugün bizim ihtiyacımız olan şey sömürgecilik değil elbette; işte bu ticaret cesareti ve teşebbüs ruhudur.
***
Erzurumlu İş İnsanı Neyi Bekliyor?
Şimdi aynı soruyu kendimize soralım.
Erzurum'daki iş insanlarımız Gürcistan'ı ne kadar tanıyor?
Azerbaycan pazarını ne kadar biliyor?
İran'da hangi ürünlere ihtiyaç olduğunu araştırıyor mu?
Nahçıvan'la hangi ticaret imkânlarının geliştirilebileceğini biliyor mu?
Orta Asya'da Türkiye'ye ve Türk ürünlerine yönelik ilgiyi hangi sektörlerde değerlendirebileceğimizi araştırıyor mu?
Mesele sadece kamyonlara mal yükleyip sınırın öte tarafına göndermek değildir. Önce gidip o ülkeleri tanımak gerekiyor. İş insanlarıyla masaya oturmak, fuarlara katılmak, ticaret odalarıyla temas kurmak, distribütör bulmak, ortaklıklar geliştirmek, hangi malın nerede talep gördüğünü öğrenmek gerekiyor.
Gerekirse on defa gidip dokuzundan eli boş dönmek gerekiyor.
Çünkü ticaret biraz da cesaret işidir.
Bugün Erzurumlu on iş insanı bir araya gelip Tiflis'e, Bakü'ye, Nahçıvan'a veya uygun şartlar oluştuğunda daha doğudaki pazarlara kendi imkânlarıyla bir ticaret heyeti düzenleyemez mi?
Elbette düzenleyebilir.
Bunun için Ankara'dan talimat gelmesine gerek yok.
Bir bakanın öncülük etmesine de gerek yok.
Bir teşvik programının açıklanmasını beklemek de gerekmiyor.
Uçağa bineceksiniz, gideceksiniz, kapıyı çalacaksınız.
Belki ilk kapı açılmayacak.
İkincisi de açılmayacak.
Ama onuncu kapı açılacak.
Tüccarlık biraz da açılmayan dokuz kapıdan sonra onuncu kapıyı çalabilme iradesidir.
***
Erzurum'un Coğrafyasını Avantaja Çevirmek
Biz yıllardır Erzurum'un coğrafî konumundan söz ediyoruz. “Doğu'nun merkezi”, “Kafkasya'nın kapısı”, “tarihî ticaret yollarının kavşağı” diyoruz.
Fakat coğrafya tek başına zenginlik üretmez.
Coğrafî konumu ekonomik değere dönüştürecek insan yoksa dünyanın en stratejik noktasında bulunmanızın bir anlamı olmaz.
Erzurum'un tarım ve hayvancılık ürünlerinden gıdaya, yapı malzemelerinden mobilyaya, sağlık hizmetlerinden turizme kadar farklı alanlarda çevre ülkelerle geliştirebileceği ilişkiler olabilir. Fakat hangi sektörün hangi ülkede gerçek bir ihracat imkânı sunduğunu masa başında tahmin etmek yerine gidip araştırmak gerekir.
Burada Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası'na, ihracatçı birliklerine ve diğer meslek kuruluşlarına elbette görev düşer. Üniversitenin bilgi birikiminden de yararlanılmalıdır. Devletin sunduğu ihracat destekleri varsa elbette kullanılmalıdır.
Ama bunların hiçbirisi ilk hareketin şartı hâline getirilmemelidir.
“Bize destek verilirse gideriz” değil;
“Biz gidiyoruz; imkân varsa onu da kullanırız” diyebilmeliyiz.
***
Batıyla Yarışmak Yerine Doğuda Öncü Olmak
Erzurum'un ekonomik kalkınmasını yalnız İstanbul, Ankara ve İzmir eksenine bağlamak bana doğru gelmiyor.
Elbette batıyla ticaret yapacağız. İstanbul'la, Bursa'yla, Avrupa'yla ekonomik bağlarımız olacak. Bundan vazgeçmek gibi bir düşüncemiz söz konusu bile olamaz.
Fakat Erzurum'un coğrafî üstünlüğü batıda değildir.
Doğudadır.
İstanbul'un İran'a göre avantajlı olduğu alanlarla Erzurum'un avantajları aynı değildir. Erzurum'un Kafkasya ve İran coğrafyasına yakınlığı, çok değerli ekonomik bir sermayedir.
Erzurum, batının gerisinden gitmeye çalışmak yerine doğunun öncülerinden biri olmayı hedeflemelidir.
Bunun için önce zihnimizdeki haritayı değiştirmemiz gerekiyor.
Sınırı ülkenin bittiği yer olarak değil, pazarın başladığı yer olarak görmeliyiz.
***
İnsan Değişmeden Tarih Değişmez
Elbette bütün bunlar kolay değil.
Kur riski var. Lojistik problemler var. Bürokrasi var. Siyasî gerilimler olabilir. Her ülkenin farklı mevzuatı, farklı ticaret kültürü var.
Fakat ticaret tarihinde hiçbir büyük pazar tamamen risksiz olmadı.
Girişimcilik zaten başkasının görmediği imkânı görmek, başkasının gitmediği yere gitmek ve hesaplanabilir riski göze alabilmektir.
Bu nedenle Erzurum'un önünde yalnız ekonomik değil, zihinsel bir dönüşüm ihtiyacı da bulunmaktadır.
Devlet yapsın...
Belediye yapsın...
Oda yapsın...
Bir proje çıksın...
Bir teşvik gelsin...
Birileri bizi görsün…
Birileri bizi götürsün...
Bu düşünceyle şehrin kaderi değişmez.
Önce insan harekete geçer. Sonra sermaye hareket eder. Ardından ticaret yolları oluşur ve nihayet şehir değişir.
Tarih boyunca büyük dönüşümler çoğu zaman böyle olmuştur.
O halde Kimseden sizi doğuya götürmesini beklemeyin. Siz gidin.
Kapıları çalın. Pazarları araştırın. İnsanlarla tanışın. Mal satın, mal alın. Ortaklıklar kurun. Erzurum'un adını sınırların ötesine taşıyın.
Devlet arkanızda olursa bundan yararlanın; ama devlet önünüze düşmeden yürüyemeyeceğinizi düşünmeyin.
Çünkü şehirlerin kaderini yalnız yollar, fabrikalar ve teşvik paketleri değiştirmez.
Onları kullanacak insanların zihniyeti değiştirir.
Ve bütün bu yazıyı tek bir cümleyle özetleyelim:
İnsan değişmeden tarih değişmez.