Millî Eğitim Bakanlığının tamamlanmış son eğitim-öğretim yılına ilişkin (2024-2025) örgün eğitim istatistiğine göre;
1 milyon 9 bin 671’iniz devlet okullarında…
177 bin 738’iniz -tabii kayda girenler- özel eğitim kurumlarında…
Ve 76 bini aşkınınız -tabii yine kayda girenler- dershanelerde çalışıyorsunuz.
‘Çalışmak’ sözcüğü biraz yavan kaldı; bazılarınız bunun çok daha fazlasını yapıyorsunuz.
Toplam sayınız 1 milyon 263 bin 409…
O da ‘en az’…
Belki 2025 yılında bu rakamlar biraz değişmiş olabilir.
Diğer yandan; Yasin Gümüş’ün 2024 KPSS verilerine dayandırarak X’te paylaştığı istatistiğe* göreyse sadece 44 bin 197’si İmam Hatip meslek dersleri öğretmeni olmak üzere toplam 477 bin 398’iniz atama bekliyorsunuz…
Çalışanların neredeyse %37‘sine denk geliyor bu; belki otuz, kırk yıla yayılmış acınası plansızlığın mahsulü, müthiş, daha doğrusu felaket bir durum!
Ama bu korkunç tıkanıklığa rağmen; memurlar.net’in ‘İşsizlik Fabrikası: Eğitim Fakülteleri’ başlıklı 20 Ocak 2024 tarihli haber metninin içeriğine göre 75 devlet, 7 özel üniversitenin eğitim fakültelerinde 200 bini aşkın öğrenci hâlâ ‘öğretmen olma hayaliyle’ öğrenim görüyor…
Onlar, henüz hikâyenin giriş paragrafını yazıyorlar. Esas metin gelişme ve sonuçta!
★★
Rakamlar böyle söylüyor; ama rakamları çok aşan bir gerçek daha var, göz ardı etmemeliyiz: 85 milyonu aşan nüfusuyla, 18 milyonu aşan yüksek öğrenim öncesi öğrenci sayısıyla aslında muazzam potansiyelleri olan ve ekonomik açıdan gücü yetse tüm öğretmenleri sahaya sürebilecek bir ülkeyiz.
Okul, derslik ve öğretmen sayısını artırmaya, öğretmen başına düşen öğrenci sayısını %50 düşürmeye aklı başında olan kim karşı çıkabilir? Ama kaynak?..
Haklısınız, hayal gücü gerektiriyor…
Bununla birlikte elbette;
Sizler; 1 buçuk milyonu bulan öğretmen, öğretmen adayı ve öğretmen aday adayı; öyle veya böyle hepiniz aynı hayalin içindesiniz:
Sadece meslek sahibi olmanın değil, en az onun kadar da daha gelişmiş, daha uygar bir Türkiye hayalinin doğrudan ortaklarısınız…
Dolayısıyla ‘yaşam kültürü, zihniyeti ve farkındalığı ortalamanın üzerinde gelişmiş tüm öğrencilerin ve velilerin gözünde’ her biriniz kutsalsınız, kutlusunuz, azizsiniz…
Su gibi, ekmek gibi…
Buna inanın!
Bu gerçek!
★★
Müneccim olmaya gerek yok:
“Canım öğretmenim…” diye başlayacak bugün öğrenci konuşmalarının çoğu. “Seni çok seviyorum…” diye de sürüp tamamlanacak…
Lütfen inanın; çocuklar, gençler, doğru söylüyor olacaklar. Anketler de üniversite tercihleri de teyit ediyor ki ülkemizde her daim ve iyi ki hâlâ en çok sevilen meslek mensupları öğretmenler; çünkü siz öğretmenler, çocuklarla ve gençlerle herkesten daha fazla iç içesiniz.
Günün yarısında, sevgilerini en iyi ifade edenlerle; sizi saf, çıkarsız, politikasız sevebilenlerle berabersiniz…
Yaşama sevincinin sihirli ve bitimsiz kaynağıyla iç içe öğretmenlerimiz…
Bu durum, kuru dershane tartışmalarından ve bu tartışmaların gölgesinde kaldığı halde okul duvarlarını çatlatacak kadar basınç yaratan asıl ihtiyaçlardan çok daha gerçek!
Ve fakat yine bugün …
“Sorunlarınızı çözmek için var gücümüzle çabalıyoruz…” diye başlayacak protokol konuşmaları…
Sağdan, soldan, ortadan, ortanın sağından-solundan neredeyse aynı iltifatları, eleştirileri, izah ve telkinleri işiteceksiniz.
Çocukların yalın şiirlerine inat yetişkinlerin ağdalı nutukları “Bakın, bilmem kaç yılda nerelerden nerelere geldiniz…” diye sürecek.
Siz de düşüneceksiniz; “Nerelerdeydik sahi; şimdi nerelere geldik?!?”
Bu değerlendirmeyi yaparken politikayı, politik görüşünüzü değil, adaleti ve objektif gözlemlerinizi öne çıkaracaksınız muhakkak.
Öğretmensiniz çünkü; toplum mühendisisiniz…
Bu büyük inşânın görkemli bir yapıya dönüşmesi her zamanki gibi yine sizin elinizde.
★★
Kısa süre önce sizi ‘yılın üç ayı yan gelip yatmakla’ itham edenler, 24 Kasım günü kerhen de olsa çark edecekler; sıkı durun ama, kanmayın ya da onları sessizce dinleseniz de geçmişi unutmayın! Elbette sizin ‘eve en fazla iş götüren’ mesleğin mensubu olduğunuzu da en iyi onlar biliyor olacaklar; ama bugün o gerçeği belki itiraf edemeyecekler.
Olsun ama; siz kin tutamazsınız…
Tutmamalısınız da!
Vaktiyle kürsülerden size hakaret savuranların, meydanlarda sizi ite kaka tartaklayanların çocuklarını da geleceğin zenginliğine, bilimin saf aydınlığına ve adil, vicdanlı, sağlam kişiliklere yine siz eriştirirsiniz. Çocuklara ve gençlere eşit ilgiyle, katıksız adaletle ve hiç tükenmeyen sevgiyle sarılırsınız. Sizi ‘iyi öğretmen’ yapan temel içgüdü bu!
Onlar kimin çocuğu olursa olsun…
Verdiğiniz en dramatik, en unutulmaz ve en gerçek ders de işte budur!
Siz, kendi maddi veya siyasi ihtiraslarınızın, tribüne oynamanın, özel ders yozlaşmasının, şovenist duyguların ve o duygularla kırbaçlanan ucuz intikam hırsının değil, ‘büyük, özgür ve müreffeh Türkiye ülküsünün’, Cumhuriyet’imizin temelindeki o ölümsüz hayalin ve bir Baş Öğretmen’in rüyasının esirisiniz, daha doğrusu ‘aşığısınız’…
Öyle değil mi?
Aynaya bakıp gönül huzuruyla, gururla ‘Evet, ben öyle biriyim!’ diyen tüm öğretmenlerimizin, yaşları kaç olursa olsun, eğilip ellerinden öpüyoruz bugün.
Sadece bir gün ve sadece Öğretmenler Günü’nde de değil tabii...
40 yıl kölesiyiz öyle öğretmenlerin.
*X referanslı kaynak:
https://x.com/Yasingrms0/status/1883438215928984050
Emeğinize sağlık güzel paylaşım
Güzel bir yazı