Doğu insanı mağlubiyeti bilir.
Kışı bilir.
Yokluğu bilir.
Beklemeyi bilir.
Ama bir şeyi daha iyi bilir:
Mücadeleyi.
Erzurum'un ayazında büyüyen çocuklar bilir ki hayat bazen serttir.
Kar fırtınası çıkar.
Yollar kapanır.
İmkânlar azalır.
Fakat insan yine de ayağa kalkar.
Çünkü bu coğrafya insana önce dayanmayı öğretir.
Belki de bu yüzden Doğu kültüründe başarıdan önce karakter gelir.
Kazanmaktan önce dik durmak gelir.
İşte son dönemde futbola baktığımda beni rahatsız eden şey yalnızca alınan sonuçlar değil.
Kaybedilen karakter hissidir.
***
Bir takım yenilebilir.
Bu doğaldır.
Dünyanın en büyük takımları da zaman zaman kaybeder.
Fakat bazı mağlubiyetler vardır ki skorla açıklanamaz.
Çünkü insan sahaya baktığında mücadele görmez.
İnat görmez.
Hırs görmez.
Fedakârlık görmez.
İnsan bazen kaybeden ama savaşan bir takımı alkışlar.
Ama ruhunu sahaya koymayan bir takımı anlamakta zorlanır.
Son turnuvada yaşanan hayal kırıklığının temelinde biraz da bu duygu yatıyor.
Milletin canını acıtan şey mağlubiyet değil.
Mücadelenin eksikliği…
**
Eskiden futbol mahallede başlardı.
Çamurun içinde.
Yırtık ayakkabılarla.
Bazen tek bir topun peşinde onlarca çocuk koşardı.
Futbol önce bir hayal, sonra meslek olurdu.
Bugün ise daha futbolcu olmadan reklam yıldızı olan insanlar görüyoruz.
Henüz büyük başarılar gelmeden büyük şöhretler üretiliyor.
Henüz dünya çapında kalıcı eserler ortaya konmadan dev reklam kampanyaları hazırlanıyor.
Sanki sahadaki performans değil de ekranlardaki görünürlük daha önemliymiş gibi...
Oysa hayatın her alanında olduğu gibi futbolda da değişmeyen bir kural var:
Hak edilmeyen alkış, insanı büyütmez.
Küçültür.
**
Nörobilim bize ilginç bir şey söylüyor.
İnsan beyni ödüle ulaşmak için mücadele eder.
Fakat ödülü başarıdan önce almaya başladığında motivasyon sistemi değişir.
Henüz zirveye çıkmadan zirvede gibi yaşamak, insanın içindeki mücadele ateşini söndürür .
Bugün futbolda gördüğümüz sorunlardan biri de budur.
Sahadaki performans ile sahadaki imaj arasındaki makas giderek açılıyor.
Futbolcu sayısından çok marka sayısı konuşuluyor.
Formadan çok sponsorluklar konuşuluyor.
Mücadeleden çok reklamlar konuşuluyor.
***
Aslında bu mesele yalnızca futbol meselesi değildir.
Bu biraz da çağın meselesidir.
Son yıllarda hayatın birçok alanında benzer bir dönüşüm yaşıyoruz.
Maddi başarı kutsanıyor.
Gösteriş teşvik ediliyor.
Görünür olmak, değerli olmakla karıştırılıyor.
Derinlik azalırken vitrin büyüyor.
Futbol da bu dönüşümden payını alıyor.
Eskiden şöhret, başarının ardından gelirdi.
Bugün ise başarı, şöhretin gerisinden yetişmeye çalışıyor.
***
Daha da acı olanı şu:
Türk futbolu yıllardır yalnızca sportif krizlerle değil, ahlaki krizlerle de mücadele ediyor.
Şike tartışmaları...
Bahis söylentileri...
Güven kaybı...
Adalet tartışmaları...
Bütün bunlar yalnızca futbolun değil, futbola olan inancın da yıpranmasına sebep oluyor..
Çünkü bir toplumun sporla kurduğu bağ yalnızca skor üzerine kurulmaz.
Güven üzerine kurulur.
İnsan adil bir mücadele görmek ister.
Emek görmek ister.
Hak edilmiş başarı görmek ister.
***
Doğu kültürünün bize öğrettiği önemli bir hakikat var:
İnsan kazandığı için değerli değildir.
Nasıl mücadele ettiği için değerlidir.
Erzurum'un tarihine bakın.
Bu şehir yalnızca zaferleriyle değil, direnişleriyle de hatırlanır.
Çünkü bazen insanı büyük yapan sonuçlar değil, gösterdiği duruştur.
Bugün futbolda eksikliğini hissettiğimiz şey de biraz budur.
Teknik kapasiteden önce karakter.
Yetenekten önce adanmışlık.
Şöhretten önce sorumluluk.
***
Şunu iyice bellememiz gerekiyor ki;
Futbol bir reklam organizasyonu değildir.
Bir karakter sınavıdır.
Bir forma yalnızca kumaş değildir.
Milyonların umudunu taşıyan bir emanettir.
Ve o emaneti taşıyanlar önce yıldız değil, örnek insan olmak zorundadır.
Çünkü sahada kaybedilen her maç telafi edilebilir.
Ama kaybedilen karakterin telafisi daha zordur.
Bugün futbolun ihtiyacı yeni sponsorlar değil.
Yeni reklam kampanyaları değil.
Yeniden mücadele ruhudur.
Yeniden aidiyet duygusudur.
Yeniden alın terine duyulan saygıdır.
Çünkü bir milletin çocukları, sahada yalnızca gol görmek istemez.
Kendilerinden bir parça görmek ister.
Ve o da yetenek değil, yürektir.