Konkordato artık istisnai bir hukuki yol olmaktan çıkıp, birçok işletme için rutin bir başvuru aracına dönüşmüş durumda. 2025'te mahkemelerce verilen geçici mühlet kararı sayısı 2.817'ye ulaşarak rekor kırdı – bu, 2024'e göre %63 artış ve son üç yılın toplamını aşan bir rakam.
Konkordato, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen yargısal bir koruma mekanizması. Şirket ödeme güçlüğüne düştüğünü mahkemeye beyan ediyor; mahkeme geçici mühlet veriyor, süreç Ticaret Sicili Gazetesi ve Basın İlan Kurumu’nda ilan ediliyor, konkordato komiseri atanıyor. Buradan sonrası sadece borç yapılandırması olmaktan çıkıyor: İtibar kaybı, kredi ilişkilerinde kopuş, ticari güven erozyonu devreye giriyor. Birçok firma için “son çare” gibi görünse de, tasdik oranı düşük kalıyor. Bazı istatistiklere göre tasdik oranları oldukça düşük seyretmektedir. Başvurular artarken kurtuluş oranı yerlerde; bu da konkordatonun bazı durumlarda “ilk tercih” değil, “kaçınılmaz yol” gibi algılandığını gösteriyor.
Peki, bu kadar firma neden bu yola başvuruyor? Asıl soru şu: Konkordato gerçekten zorunlu mu, yoksa alternatifi mi yok? Gözden kaçan, belki de yeterince bilinmeyen bir seçenek var: Finansal Yeniden Yapılandırma (FYY).
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Geçici 32. maddesi çerçevesinde, bankalar ve finansal kurumlarla borçlu şirket arasında yürütülen sözleşmesel bir mekanizma bu. Mahkeme kararı yok, kamuya açık ilan yok, komiser atanmıyor. Vade uzatımı, faiz indirimi, teminat yeniden yapılandırması gibi araçlarla şirketin nakit akışı dengeleniyor. Uygulama süresi Aralık 2025’te iki yıl daha uzatıldı; yani 2027 sonuna kadar şirketler bu fırsattan yararlanabiliyor.
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre, FYY kapsamında kümülatif olarak yaklaşık 142 milyar TL borç yapılandırıldı (2019-2023 dönemi; 2025 sonu itibarıyla benzer seviyede). Ancak bu rakamın büyük kısmı büyük ölçekli firmalara ait – yapılandırılan firma sayısı 399. Küçük ölçekli (KOBİ) kısım ise sadece 488 milyon TL; erişim gerçekten sınırlı.
İki mekanizmayı yan yana koyunca farklar netleşiyor:
- Borç Yapılandırma Hacmi: FYY’de büyük firmalarda yoğun (~142 milyar TL), KOBİ’lerde erişim çok kısıtlı (~488 milyon TL).
- Başvuru Şekli: FYY’de her şey sessiz ve hızlı – mahkeme dışı, sözleşmeyle çözülüyor. Konkordatoda ise yargısal süreç, ilanlar ve komiser denetimiyle kamuoyuna duyuruluyor.
- Erişim Kolaylığı: FYY’de 100 milyon TL ve üzeri borç eşiği aranıyor (2021 değişikliğiyle yükseltilmiş), bu yüzden birçok yerel işletme dışarıda kalıyor. Konkordatoda böyle bir parasal eşik yok, ama itibar ve zaman maliyeti yüksek.
- Sonuç: FYY’de şirket faaliyetine devam ederken itibar korunabiliyor (gizli kalıyor). Konkordatoda ise başvuru yaygın ama tasdik oranı düşük, riskler fazla.
Yüksek borç eşiği (100 milyon TL+) birçok yerel işletmeyi dışarıda bırakıyor. Reel sektörümüzün büyük kısmı KOBİ’lerden oluşurken, onlar konkordatoya akın ediyor. Tasdik oranlarının düşük kalması da cabası. Bu durum, konkordatonun bazı firmalar için yeterince bilinmemesi nedeniyle ikinci planda kalıyor olabilir.
Ticaret hukukunun amacı işletmeleri tasfiye etmek değil, yaşatmaktır. Bu nedenle sözleşmesel yeniden yapılandırma kültürünün yaygınlaşması ekonomik istikrar açısından kritik önemdedir. Cevaplanması gereken asıl soru şu bana göre: Şirketlerimiz konkordato sürecini gerçekten istiyor mu, yoksa FYY’nin sunduğu sessiz ve hızlı yapılandırma fırsatından haberdar olmadıkları için mi bu yola başvuruyorlar? Belki de farkındalığı artırmak –bankalar, meslek odaları ve hukukçular eliyle– reel sektörümüz için daha sürdürülebilir bir yol açar.