CIFIT
Yeni binaları nihayet yıkılan, yenisine taşınan ESKİ çalışanları adeta büyük bir faciadan kılpayı kurtarmış
Analarının duası başlarındaymış
Gerek kamuya ve gerekse mülkiyetleri şahıslara ait çürük veya riskli binalar, deprem ve diğer afetler anında can ve mal güvenliğini doğrudan tehdit eden yapılardır. Bu yapıların tespit edilmesi ve kentsel dönüşüm süreçlerine dahil edilmesi hem hayati önem taşır hem de mülk sahiplerinin yasal hakları kapsamında hızla gerçekleştirilebilir. Hele de haklarında gerçekten çürük ve riskli binadır, yıkılması elzemdir denilen yapılar ise bunlar, mutlaka sorun bir an önce çözüme kavuşmalı, o yıkım gerçekleşmelidir.
Şahıs ve kamu yararı da gözetilmeden insanların can kaybı dikkate alınarak o tedbiri almak insani bir görevdir. Her ne kadar özellikle çok önceleri Köy Hizmetleri, sonraları Özel İdare, en son da ESKİ tarafından hizmet binası olarak uzun süredir kullanılan bina, işte en kısa zamanda yıkılması istenen çürük ve riskli raporu bulunan bina özelliğini taşıdıysa da ihmalkarlık yüzünden sonunda şükür yıkıldı ama Allah’tan fazla geç kalınmadı.

***
Bugün Palandöken’de ki Adnan Menderes Mahallesi’nde ki yeni hizmet binasına taşınan ve hizmet kalitesini artırmak için eski yerinden modern ve işlevsel bir binaya kavuşmasından dolayı çalışanlar mutludur ama şunu söylemeliyim ki, onları Allah kurtarmış. Sözkonusu yüzlerce elemanının çalıştığı, ESKİ Genel Müdürü Remzi Ertek’in de makamının yeraldığı bina yıkıldı ama işte o yıkımı gerçekleştiren firmanın elemanlarının söyledikleri, bir faciadan son anda dönüldüğüne dair, tüyleri ürperten cinsten. Yıkım firması yetkilileri, ‘’Öylesine çürük bir binaymış ki dokundukça duvarlar üstümüze üstümüze geldi. Oturanları Allah kurtarmış. İki balyozla iş bitti. Burada oturanların analarının duası başlarındaymış’’ diyorlar ki, insanın derin bir oh çekesi geliyor, ilgililerin duyarsızlıkları karşısında kızgın olmak içten bile değil, bu benim son kararımdır.

--
Prof.Dr.Kafkasyalı, yanıyor da Reyhani’nin kitabını yazmadığına yanıyor
Reyhani itirafı
Prof.Dr.Ali Kafkasyalı, akademik çevrede öteden beri adı sanı bilinen bir isimdir. Çoğu tarafından Karslı olmasına rağmen uzun yıllardır yaşadığı için Erzurumlu olarak bilinen Ali Kafkasyalı’nın akademik çevrede tanınırlığı, bilinirliği elbette ki, kaşına, gözüne hayranlık duyulmasından değil, arkasında bıraktığı eserlerindendir. Atatürk Üniversitesi başta olmak üzere Giresun Üniversitesi, Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi
gibi önemli eğitim kurumlarında Türk Dili Edebiyatı eğitimi veren Prof.Dr.Kafkasyalı, Atatürk Üniversitesi’nden yaş haddinden emekli olduktan sonra şimdilerde komşu il Erzincan’da, Binali Yıldırım Üniversitesi’nde, Fen-Edebiyat Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapıyor. 73 yaşında olan, bugüne kadar sayısız makale, araştırma yazıları ve kitap yazan Prof.Dr.Kafkasyalı, son zamanlarda gerek akademik çevrede ve gerekse yayıncılık alanında Türk Dünyası Şairi Nazım Hikmet, Aşık Şenlik ve Devrin Tarihi Çevresi kitapları ile popüleritesi de artan bir isim. Ünü sadece ülkemizde değil, Türk dünyası kadar, Avrupa’da da duyulmuş kıymetli bir isim Kafkasyalı hocam.

***
Dadaşkent’de arkadaşımız Zafer Taş’ın villasının bahçesinde biraraya geldiğimiz ve Nobel yayınlarından çıkan Büyük Türk Dünyası şairi Nazım Hikmet ve Aşık enlik kitapları üzerine sohbet ettiğimiz hocamız, Türklerin edebi ve kültürel değerlerini araştırmaya, bilgi ve belge toplamaya halen daha o kadar yoğunlaşmış ki, sohbetin içinde Aşık Yaşar Reyhani ile ilgili bir bahis geçince ilginç bir itirafta bulundu. Çok sayıda halk ozanın kaleme alan, Türk dünyasına lanse eden Kafkasyalı, ‘’1995 yılında Atatürk Üniversitesi rektörümüz Prof.Dr.Erol Oral, bir çok çalışmaya imza atmışken, benden özellikle Aşık Yaşar Reyhani’yi çalışmamı istediğinde yok demiştim, şu an inanılmaz pişmanım. Dev halk ozanı Reyhani’yi o gün araştırıp kitap haline getirmemem hayatımın en büyük pişmanlıklarındandır. Onca çalışmam arasında mutlaka rahmetli reyhani usta ile ilgili bir kitap yapmalıydım. Hem de o dönemler yağıyordu. Yanarım da ona yanarım. ’’ dedi.
Gidip de dönmeyen vekillere tercüman oldu
Son günlerde ‘Sahipsiz memleket’ yakıştırmaları ile gündem olan Erzurum’un vekilleri ile ilgili eleştiriler yapılıyor, yakınmalarda bulunuluyor. Bu eleştiri ve yakınmalardan birisi de ‘’Niye Erzurum’dan mebus seçilip Ankara’ya gidenler bir daha Erzurum’a dönmüyor?’’ sorusu oluyor. Gerçekten de son yarım asırda baktığımızda, Erzurum’da yaşayıp da sonrasında vekil olup Ankara’ya gidip de sonrasında dönmeyen çok sayıda isim var. Geri dönenler, hatta vefat ettiğinde Erzurum’da defnedilen vekil sayısı da hemen hemen yok gibi. Genelde eleştirilen bu tutumlar konusunda işte o gelmeyen, geri dönmeyen vekillerden de somut, net cevap alınamıyor. Eleştirilerin hedefi olan vekillerin adına birisi, eski bir mebusun kardeşinin facebook hesabında yazdıkları gerçekten ilginçti ve ben de onu burada paylaşmak istedim.
21.dönem MHP’den Erzurum vekili seçilen Mücahit Himoğlu’nun kendisinden 8 yaş küçük kardeşi Erdal Himoğlu, bakın ağabeyisi dahil, giden vekillerin niye dönmediklerini, soru soran bir ağabeyimize şu satırlar ile nasıl açıklıyor:
‘’Milletvekillerinin neden memleketlerine gidip gelmediklerini hiç araştırdınız mı? Ben kendi gözlemimi paylaşmak isterim. İnsanlar vekillerden sürekli iş, tayin ve çeşitli konularda yardım talep ediyorlar. Meclise her gün yaklaşık 150-200 kişi bu tür taleplerle geliyor. Elbette bunların hepsinin talebini karşılamak mümkün değil. Talepleri yerine getirilemeyen kişiler ise vekiller görevlerini tamamlayıp özlem duydukları Erzurum'a döndüklerinde, oy vermiş olsun ya da olmasın, onları çeşitli eleştiri ve sitemlerle karşılıyorlar. Bu durum bazen insanı memleketine geldiğine pişman edecek boyutlara kadar ulaşabiliyor. Bunun yanında çekememezlik, haksız ithamlar, kul hakkını ve Mahkeme-i Kübra'yı düşünmeden, Allah korkusu taşımadan atılan iftiralar da cabası. Bütün bunlar nedeniyle gidenlerin önemli bir kısmı geri dönmek istemiyor. Olaylara biraz da bu açıdan bakmak gerektiğini düşünüyorum. Kısacası, meseleye sadece "neden gelmiyorlar?" sorusuyla değil, "geldiklerinde nasıl karşılanıyorlar?" sorusuyla da yaklaşmak gerektiğine inanıyorum.,’’.
Güzelim caddenin büyüsünü o kavşak bozuyor!
Ara verenin yandığı konut yapımları sayesinde hergeçen gün büyüyüp serpilen Erzurum’da yeni, modern semtlerden birisi de eski Kombina Caddesi oldu.

Çok katlı, işlevli konutların yeraldığı, afilli markaların da sıralanmaya başladığı Ömer Nasuhi Bilmen Mahallesi’nde ki cadde, bana göre Erzurum’un en prestijli caddelerinden biri olmaya aday. Ama başında büyük bir bela var. O da, halk arasında Gez kavşağı olarak bilinen kavşaktaki yoğunluk. Günün her saatinde yaşanan trafik izdihamı, işte bu güzelim caddenin büyüsünü bozmaya yetiyor da, artıyor bile. Büyükşehir Belediyesi ne edip edip bu Gez kavşağındaki trafiği rahatlatacak düzenleme yapmalı oğlu yapmalıdır. Alt geçit, üst geçit, farketmez. Bu kanayan yara haline gelen Gez kavşağına bir neşter vurmak şart.
--
Erzurum’da 200 gram olması gereken ekmek 120 gram çıktı
Gram vicdan lütfen!
Erzurum Büyükşehir Belediyesi zabıtası, son zamanlarda ekmekte yaşanan gramaj eksikliği sorununu çözmek için denetimlerini artırdı. Gelen şikayetlerin akabinde 200 gram olması gereken ekmeğin tartı sonrasında 120 gram olduğuna dair şikayet üzerine harekete geçen Büyükşehir Belediyesi zabıtası, o un ve unlu mamül işleten işyerine ani baskın yaptı.
Tutanakla üretilen ekmeğin gramajının 80 gram eksik olduğunu yerinde tespit eden zabıta, işletmeye ceza keserken, konuyu ilgili birimlere de aktardı. Eksik gramajlı ekmek kadar üretimde ki hijyene de önem verdiklerini söyleyen zabıta yetkilileri, ‘’Bu konuda tavizimiz yok. Hangi ilçe
sınırlarında olursa olsun vatandaşlar, ekmekle ilgili ne sorun varsa bize bildirsin, biz gereğini yapalım. Çoğunu tenzih ediyoruz ama ekmeğin gramajıyla oynayan esnaflar da var, onları vicdanlı olmaya çağırıyoruz’’ dediler.
--
SEVDİĞİM BABA SÖZLER: Kalbi temizlemeden dili süslemek tozlu aynayı cilalamaya benzer (Mustafa Çiftçi)
DUVARIN DİLİ: Nörüyon deyince nörüyüm demeyeni ben nörüyüm!