Enerji ve Frekans
“Enerjisi bana iyi gelmedi.”
“Frekansını yükselt.”
“Negatif enerjiden uzak dur.”
“Yüksek titreşimde olduğunda hayatına güzel şeyleri çekersin.”
Son yıllarda bu cümleleri giderek daha fazla duyuyoruz. Sosyal medyada, kişisel gelişim kitaplarında, alternatif şifa yöntemlerinde hatta günlük sohbetlerimizde bile “enerji”, “frekans” ve “titreşim” kelimeleri hayatımızın içine yerleşmiş durumda.
İşin ilginç tarafı, bunların uydurma kelimeler olmamasıdır. Enerji de frekans da titreşim de bilimin kullandığı gerçek kavramlardır.
Fakat bir kavramın bilimsel olması, o kavram kullanılarak kurulan her cümlenin de bilimsel olduğu anlamına gelir mi?
Asıl mesele burada başlıyor.
Fizikte enerji, iş yapabilme kapasitesiyle ilişkili, ölçülebilir bir niceliktir ve joule gibi birimlerle ifade edilir. Frekans ise periyodik bir olayın birim zamanda kaç kez tekrarlandığını gösterir ve hertz ile ölçülür. Elektromanyetik dalgaların, sesin ve birçok fiziksel sistemin frekanslarından söz edebiliriz.
İnsan vücudunda da elektriksel ve kimyasal süreçler vardır. Kalbin elektriksel aktivitesini EKG ile, beynin elektriksel aktivitesini EEG ile kaydedebiliyoruz. Sinir hücreleri arasındaki iletişim elektrokimyasal mekanizmalarla gerçekleşiyor. Dolayısıyla insan organizmasının fizik ve biyokimya kanunlarından bağımsız olduğunu elbette söyleyemeyiz.
Sorun bundan sonra başlıyor.
Çünkü bilimde tanımlanabilen ve ölçülebilen bu kavramlar, popüler spiritüel söylemlerde bambaşka anlamlara bürünebiliyor.
Bir insanın “frekansının yükseldiği”, başka bir insanın “negatif enerjisinin size geçtiği”, düşüncelerin belirli titreşimler yayarak dış dünyadaki olayları kendisine çektiği veya bolluk, aşk ve başarının belirli frekanslara uyumlanarak elde edilebileceği ileri sürülebiliyor.
Burada artık fizikten söz etmiyoruz.
Çünkü bilimsel bir iddianın en temel özelliklerinden biri ölçülebilir ve sınanabilir olmasıdır. Bir insanın “bolluk frekansı” kaç hertzdir? “Negatif enerji” hangi cihazla ve hangi fiziksel birimle ölçülmektedir? Bir düşüncenin dış dünyadaki olayları kendisine çektiği hangi kontrollü deneyle gösterilmiştir?
Bu soruların cevapları yoksa, kullanılan kelimelerin fizik kitaplarında bulunması iddiayı bilimsel hâle getirmez.
Her Hissettiğimiz Şey Hayal Değildir
Burada diğer uca savrulmamak da gerekir.
Bir insanın yanında kendimizi huzursuz veya rahat hissetmemiz gerçektir. Bazı insanların bulunduğu ortam bizi yorabilir, bazıları ise kendimizi daha güvende hissetmemizi sağlayabilir. Fakat bunu açıklamak için mutlaka görünmez enerji alanlarına başvurmamız gerekmez.
İnsan beyni karşısındaki kişinin yüz ifadesini, ses tonunu, beden dilini ve davranışlarını sürekli değerlendirir. Geçmiş tecrübelerimiz, beklentilerimiz ve duygusal durumumuz da bu değerlendirmeyi etkiler. Bazen farkında bile olmadığımız küçük işaretler beynimizde güçlü bir yakınlık veya huzursuzluk hissi oluşturabilir.
Dolayısıyla “Bu insanın enerjisi bana iyi gelmedi” sözü gündelik dilde bir hissi tarif etmek için kullanılabilir. Problem, bu mecazî ifadeyi fiziksel bir gerçeklik gibi kabul edip üzerine bilimsel görünüşlü teoriler inşa ettiğimizde ortaya çıkar.
Aynı durum frekans için de geçerlidir.
Müzik frekanslardan oluşur. Beyinde farklı durumlarla ilişkili elektriksel ritimler kaydedilebilir. Elektromanyetik dalgaların frekansları vardır. Fakat buradan hareketle “yüksek frekanslı insan daha ruhsaldır” veya “belirli bir frekansa geçerseniz evren size istediğinizi verir” sonucuna ulaşamayız.
Birinci cümlelerin alanı bilimdir.
İkinci cümlelerin alanı ise inanç ve yorumdur.
Belki de modern spiritüalizmin en etkili yöntemlerinden biri tam burada ortaya çıkıyor: Metafizik bir iddia, bilimsel bir kelimeyle ifade edildiğinde daha inandırıcı görünüyor.
İslâm Ne Söylüyor?
İslâm, insanın yalnızca maddeden ibaret olduğunu söylemez. Ruhun varlığını kabul eder, görünmeyen âlemin varlığını bildirir. Dolayısıyla İslâmî dünya görüşü, pozitivist anlamda “ölçemediğimiz hiçbir şey yoktur” anlayışına dayanmaz.
Ancak görünmeyen âleme ilişkin bilginin kaynağını da insanın keyfî yorumlarına bırakmaz.
Kur’an-ı Kerim, “De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilemez.” (Neml, 65) buyurarak gayb konusunda önemli bir sınır çizer.
İşte burada modern enerji ve frekans inanışları açısından hassas bir fark ortaya çıkar.
Bir insanın huzurlu, huzursuz, iyimser veya karamsar olması mümkündür. Dua insanın ruh dünyasını etkileyebilir. Güzel söz, merhamet, sevgi ve güven insan psikolojisinde gerçek değişiklikler meydana getirebilir. Bunların bir kısmının beyindeki ve bedendeki karşılıklarını da bilimsel olarak inceleyebiliriz.
Fakat bunları “evrene gönderilen frekanslar”, “kozmik titreşimler” veya insandan yayılan görünmez metafizik enerjiler üzerinden açıklamak başka bir iddiadır ve ayrıca delil gerektirir.
İslâm'da kâinat bağımsız bir güç değildir. İnsanın dileklerini dinleyen, ona cevap veren veya istediği şeyleri “çekim yoluyla” gönderen irade sahibi bir evren anlayışı yoktur.
Kâinat mahlûktur.
İnsan mahlûktur.
Enerji de maddenin tabi olduğu kanunlar da Allah-u Teâlâ'nın yarattığı âlemin içindedir.
Dolayısıyla sebepleri araştırmak başka şeydir; sebeplere bağımsız ve metafizik bir kudret atfetmek başka şey.
İnsan, eskiden “mucize” veya “gizem” diye adlandırdığı bazı şeyleri bugün “enerji”, “frekans”, “titreşim” ve “kuantum” kelimeleriyle anlatınca onları bilimsel hâle getirdiğini düşünüyor.
Oysa hakikatin ölçüsü kullandığımız kelimelerin modernliği değildir.
Bir iddia ya bilimsel olarak gösterilir ya da bir inanç olarak ifade edilir. İkisini birbirine karıştırdığımızda hem bilime hem de inanca haksızlık ederiz.
Yarın Kristaller Gerçekten Şifa Veriyor mu? Bölümü ile devam edeceğiz.