Türk Milletinin binlerce yıllık tarihi, binlerce büyük kahramanı, dehası, bilim insanı ansiklopedilere sığmıyor. Dünya tarihinde eşi benzeri olmayan büyük devlet ve imparatorluk sahibi bir milletin İnce Sanatı’nın zekatı dahi birçok milletin ürettiklerini geride bırakır.
Türk Milletinin binlerce yıllık tarih içerisinde yaşadığı büyük olaylar, büyük acılar saymakla bitmez. Türkistan Coğrafyasının hangi parçasına bakarsanız bakın, en küçük kesitte dahi binlerce kahramanlığa, acılara rastlarsınız. Son 50 yıldır emperyalizm eliyle kanımızı dökmek için kullanılan ASALA ve ardı sıra PKK ile mücadele de dahi binlerce dram, kahramanlık ve inanılmaz yaşanmış hikâye vardır.
Ama görülmez!
Murat Tolga Şen İlk Göktürk’ün yarattığı deprem etkisini analiz eden yazısında, “1980 darbesi, yalnızca siyasi yaşamı değil, kültürel hafızayı da yeniden biçimlendirdi. O tarihten sonra sinema yalnızca bir sanat alanı değil, potansiyel bir risk sahası olarak görüldü ve bu risk algısı, kolektif kimliklere, kahramanlık anlatılarına ve tarihsel köklere karşı görünmez bir yasak mekanizmasına dönüştü. Epik, tehlikeydi. Kahramanlık, şüpheliydi. Tarih, mayınlı bölgeydi. Türk kimliğini ekrana taşımak, sanatsal değil politik bir eylem gibi algılanıyordu.
Bu nedenle Yeşilçam’ın kahramanlarını toplumsal sahnede coşkuyla karşılayan o geniş izleyici kitlesi, 80 sonrası sinemasında kendisini yalnız, sessiz, özne olmaktan çıkmış karakterlerin dünyasında buldu; uzun yürüyüşlerin, boş odaların, ağır melankolinin egemen olduğu bu yeni sinema dili, yalnızca estetik bir tercih değil, darbe sonrası kültürel travmanın sinemasal biçimiydi.
Böylece kolektif mitos kurma kapasitesi tamamen kesildi; Türk sineması kendini bireysel yalnızlık içinde yeniden tanımlamaya çalışırken, toplumun kök anlatıları yeraltına itildi ve sinemamız modernleşme adına kimliğini kaybetti.
Özetlersem; İlk Göktürk fragmanının yarattığı heyecanın asıl sebebi fragmanın kendisi değil; Türk sinemasının uzun zamandır kaçtığı bir alanı yeniden konuşabilir hâle gelmesidir. Bir toplum kendi kahramanını anlatmadığında, kendi mitini kurmadığında, kendi tarihsel belleğini sinema aracılığıyla işlemeye cesaret etmediğinde, yalnızca kültürel hafızası eksik kalmaz; aynı zamanda dünya sinemasında yerini de kaybeder.
Evrensellik, Batı’nın estetik kodlarına uymak değil; kendi hikâyeni kendi sesinle anlatabilmektir. Belki İlk Göktürk büyük bir başyapıt olmayacak. Belki tartışmalar çıkacak. Belki eleştirilecek. Ama önemli olan ilk adım. Bozkıra dönmek, kökü hatırlamak, kendi mitolojisini yeniden gösterebilmek… Türk sineması için gecikmiş ama zaruri bir uyanış bu. (www.otekisinema.com/Murat Tolga Şen)/ Murat Tolga Şen, sinema eleştirmeni, senarist ve oyuncudur. Öteki Sinema'nın kurucusu ve OFCS (Online Film Critics Society) üyesidir.
"Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi. Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın, Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın." İfadelerinin ne manaya geldiğini anlayacak bir nesil inşa etmemiz bir zaruret olarak karşımızda duruyor.
Sinemada, dizi sektöründe, müzik yapım ve sanatçı yetiştirilmesinde milli, dini değerler ve kodlarımızı koruyamamanın kaybı büyük olmaktadır. Gelecek adına, mankurtlaşma eğilimi olan gençliğin özüne dönüşmesine giden yol ise bize ait olan değerlerin yükseltilmesidir.
Yolu ise yönetmen, yapımcı, senarist, metin yazarlarının bu ülkenin kültürü içerisinde yetişmiş olmasıdır. Batıya yaslanmış, ahlaksızlığı sanat diye sunan tiplemeler ile yol yürünmeyeceğini ilgilisi ve yetkilisi de görüp anlamalıdır.
Son dönem tarihi jan olarak karşımıza çıkan dizilerin ise bir öncekinin aynısı, yalnızca birkaç yüzün değişmesiyle olmayacağını anlamak gerekiyor.
Felsefesi, ince sanatı yoksa basit kahramanlık ve savaş sahneleri çok şey katmayacaktır!