Şahit olduğum manzara ziyan ve harap
Heybemde şifa niyetine milyon yıllık şarap
Yudum yudum içiyorum bitmesin diye
Her yudum başka alemler ediyor hediye
İri bir kalem tutuşturuldu sıska elime
Çizdiğim motif uymadı hiçbir kilime
Koynumdaki kelimeler picasso’nun resimleri gibi
Anladım sözlerin sonu yok, bulunmaz dibi
Cüzi irade nedir senin bu ahmaklığın
Yetmedi çıkmaz sokaklarda biçare kaldığın
Külli iradeye şükret, yoksa sefil olurdun
Devliğe öykünür de gider cüceyi bulurdun
Bir derdim var ağır yaralı, belki çıkmaz sabaha
Vakit varken helallik alın, geri dönmez bir daha
Derdimi sormayın, anlatmaya lügat yetmez
Günlerce anlatsam ilk sayfası bitmez
Ölü şairler rüyama girin, bana bir ipucu verin
Bir şiir tutuşturun elime, önüme kafiyeler serin
İki kelam da ben edeyim, yerde kalmasın sözüm
Sesimi işitirse, belki peşime düşer özüm
Maveradan bir çığlık, kulak zarımı titretir
Dertsiz olan işitemez bu sesi, derdi olan işitir
Bu yürek neler çekti, işgal, darbe, ne ararsan var
Sizin şahit olduklarınız kelebeğin ömrü kadar
Akıldır zannederdim pusulası her yolun
Meğer kalpsiz akılmış yolumu gösteren koyun
Evrim ve devrim sözde kırılmaz, keskin kılıçmış
Çelikten kaviymiş bu kılıç, her kapıyı açarmış
İçimdeki devrim, devrimleri de devirdi
Çelikten kavi kılıcı tahta kılıca çevirdi
Şatafatta gözüm yok, sadelik tercihimdir
Kuş sütüyle övüne durun, kuşun kendisi benimdir
Şaraptan uzaklaştıkça dikenli teller sarar bedenimi
Şaraba yakınlaştıkça aşkın sarmaşığı sarar beni
Hayat, yer altına inen zaman merdiveni
Zaman, boşlukta yol alan mülteci treni
Hayalimde bir alem, cihanda yoktur böylesi
Benim zihnim yetişmez ona, sanırım şarabın neticesi
Ben de sizler gibi, her gece ölüp her sabah diriliyorum
Her gün hayrete düşüyor, her gün dehşetle irkiliyorum
Belki de yaşadığım toplumun ortalaması olmalıydım
Hercai arı gibi çiçekten çiçeğe konmalıydım
Şahit olduğum manzara beni toplumdan ayırdı
Kalbimin ve aklımın elleri bana sımsıkıca sarıldı
O gün bu gündür sarhoş ve divaneyim
Şarap tükense ne olur, şarabın kendisi benim.