Geleceğin saadetine edemem artık minnet
Kasvetin önden geldi, hoş geldin kadim cinnet
Anılar taşınmıyor kurşun gibi ağır
Geceler dinlemez derdimi, sabahlar zaten sağır
İşgalci kara bulutlara mecalim yok, gücüm yetmez
Günlerce dil döksem, bir cümle sözüm geçmez
Sabahları gülümseyerek uyanışlarıma ne oldu
Nerede berrak suyum, kurnalarım lığ doldu
Bacaklarım titriyor, neyin nesi bu yük
Kulağımda bir ses çınlıyor, sabret Allah büyük
Dilim ağzımın içinde büyümüş, başımda bir ağırlık
Geceler ışıl ışıl sabahlar zifiri karanlık
Avucumda hüsranın kırıntıları duruyor
Devriliyor ağaçlar, binalar kuduruyor
Bu caddeler yaban, tekinsiz bu gölgeler
Harap olmuş bütün şehir, dirilmiş tüm ölüler
Gecenin karanlığı evla olmuş gündüzden
Ne yarından hayır var, ne de bir başka günden
Dünyada tat yok, lezzet yok, tazesi bile bayat
Ölümden yana korkum yok, ölümden sonra hayat
Sokaklarda yarı çıplak bedenler görüyorum
Mahremiyet labirentinde aynı yere dönüyorum
Yanlış, apaçık ortadayken doğruyu seçemedim
Birçok soruyu bildim de, kendimi bilemedim
Günahkâr bir otelde, dipte köşede kalmışım
Bu şehrin endamına, ışıltısına kanmışım
Çayımın buğusunda gölgeler görüyorum
Nargilemin közüyle parlıyor, sönüyorum
Anamın, babamın mezarı neden bensiz kaldılar
Sorabilsem keşke, bana çok mu dargındılar
Ninemi, dedemi görmedim çok önceden göçmüşler
Sefalet tarlasını santim santim ölçmüşler
Karşılıksız sevdama ne güldüm ne ağladım
Müebbet hapis verdim, zincirlerle bağladım
Geçtim sabaha karşı gençliğin köprüsünden
Yaşadığımı bildim de, haberim olur mu öldüğümden
Geleceğimi bilmem, geçmişimde çoktur nedamet
Eninde sonunda, beni de alır bu cinnet
Kum saati doluyor elveda hayallerim
Elveda sevmediklerim
Elveda sevdiklerim.