Bir yanı felçli, dili bağlı sabrımın
Soğuk sularla dökülüyorum sokaklara
Tohum saçtım, kenarına kaldırımın
Umutlar ekiyorum soğuk betonlara
Ben nasıl, neden böyle benim
Neden böyle delice sözler ederim
Hoyrat bir öpücükle uyandım uykumdan
Sessiz bir gürültüyle düştüm yollara
Düşmanıma savurduğum kılıç kumdan
Yerin dibine girdikçe çıkıyorum dağlara
Fark edip anlamaktan bizar oldum, bunaldım
Gövdelere yakınlaştıkça ruhlardan uzak kaldım
Hicap duygusu bırakmıyor yakamı
Kifayetsiz olmaktan utanç verici ne var
Kalabalıklar içindeki tenha dünyamı
Kirden pastan arındırmaya yetmiyor kar
Yağmur yağsa, esse rüzgar, üşüsem dıştan
İçimdeki dünyamı inşaa etsem, en baştan
Çetelesini tutmadım sevabın ve günahın
Üzerime vazife değildi, tutamazdım zaten
Belki bilirdim, heybesi olsaydım bir seyyahın
İnsan, nasıl af dileyebilir kendinden
Ey sahtekâr ayna, söyle bana, ben neden soldum
Sevinçle çoşmayı dilerken, neden gamla doldum
Şehvetin yalakası değildir sevgi
Soytarı gibi takla atmaz aşık
Gönle denk gelirse eğer dengi
Hoş kokulu çiçeklerle dolaşır sarmaşık
Ah çürük fikirlerin, usta avcısı olsaydım
Ferhat’ın gürzü olup, cehaleti yıksaydım
Körpe bir bakışta sevimli bir şaşkınlık
Başka, başka kostümlerle, mümkün mü başkalaşmak
Kaçacak yer yok, her şey beynime yapışık
Mümkün olsa keşke, kendimden bir lahza kaçmak
Gerçeklerime en yakın mesafe, fizan kadar uzak
Peşinden koştuğum hayat, ruhuma alçak bir tuzak