Belediyeler uzun yıllardır yalnızca altyapı ve belediyecilik hizmetleri sunan kurumlar olmanın ötesine geçerek, şirketleri ve iştirakleri aracılığıyla ekonomik hayatın önemli aktörleri hâline geldi. Ulaşım, enerji, sosyal tesis işletmeciliği, gayrimenkul geliştirme ve çeşitli ticari faaliyetler yoluyla büyüyen belediye iştirakleri, zamanla yerel yönetimlerin mali ve idari yapısının önemli bir parçasına dönüştü.
Ancak artık bu alanda yeni bir dönem başlıyor. 22 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7579 sayılı Kanun’un 17. maddesiyle yapılan değişiklik, yerel yönetimlerin şirketleşme faaliyetlerinde önemli bir yetki değişikliğini beraberinde getirdi.
Yapılan düzenlemeyle birlikte belediyelerin, bağlı kuruluşların, mahalli idare birliklerinin ve bunların kontrol ettiği şirketlerin; yeni şirket kurması, kooperatif kurması, başka şirketlere ortak olması, hisse devralması Cumhurbaşkanı iznine bağlandı. Düzenleme yalnızca belediyelerin doğrudan gerçekleştirdiği işlemleri değil, iştirakler üzerinden yürütülen ortaklık ilişkilerini de kapsayacak şekilde kaleme alındı. Bu yönüyle değişiklik, belediye iştirak sisteminin tamamını ilgilendiren yapısal bir dönüşüm niteliği taşıyor.
Aslında düzenlemenin en dikkat çekici yönü, uygulamada sıkça başvurulan bedelsiz hisse devri yöntemine ilişkin açık düzenleme içermesi. Bilindiği üzere 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’un önceki halinde, belediyelerin ticari kuruluş kurması veya şirketlere sermaye katılımında bulunması merkezi izin mekanizmasına tabi tutuluyordu. Ancak uygulamada farklı yöntemler de kullanılabiliyordu.
Bazı durumlarda kurulmuş bir şirketin hisseleri belediyeye hibe veya bedelsiz devir yoluyla aktarılıyor, bu işlemler de çoğu zaman klasik anlamda bir sermaye katılımı olarak değerlendirilmediğinden izin mekanizmasının dışında kaldığı ileri sürülüyordu. Belediye meclisi kararlarıyla yürütülen bu uygulamalar, yerel yönetimlere daha esnek hareket alanı sağlayabiliyordu.
Yeni düzenleme ise bu tartışma alanını büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Kanunda yer alan “bedelsiz devir yoluyla olanlar da dâhil olmak üzere her türlü hisse edinimi” ibaresi, hisse ediniminin hangi yöntemle gerçekleştiğine bakılmaksızın izin mekanizmasının işletileceğini açıkça ortaya koyuyor. Böylece yalnızca belediyelerin doğrudan yaptığı işlemler değil; iştirak şirketlerinin, bağlı kuruluşların ve dolaylı ortaklık yapılarının da merkezi denetime daha fazla tabi olduğu yeni bir sistem ortaya çıkıyor.
Bu değişiklik aynı zamanda yerel yönetimler hukukunun temel kavramlarından biri olan idari vesayet açısından da dikkat çekici sonuçlar doğuracak nitelikte. Anayasa’da öngörülen idari vesayet ilkesi, merkezi idarenin yerel yönetimler üzerinde belirli ölçülerde denetim yetkisi kullanabilmesine imkân tanıyor. Yeni düzenleme, bu denetim araçlarından birini daha da güçlendirmiş görünüyor.
Son yıllarda belediye şirketleri üzerinden yürütülen büyük ölçekli mali faaliyetler, iştiraklerin borçlanmaları, kamu kaynaklarının kullanımı ve denetim mekanizmalarının etkinliği kamuoyunda sıkça tartışma konusu olmuştu. Bu nedenle merkezi idarenin söz konusu alanda daha güçlü bir kontrol mekanizması oluşturma isteği sürpriz olarak değerlendirilemez.
Bununla birlikte konu yalnızca mali disiplin perspektifinden ele alınabilecek bir mesele de değil. Yerel yönetimlerin mali ve idari özerkliği ile merkezi idarenin denetim yetkisi arasındaki hassas denge, önümüzdeki dönemde daha fazla tartışılacak gibi görünüyor.