Elinize bir mikrofon alıp sokağa çıksanız ve vatandaşlara “Maliye Bakanı Mehmet Şimşek hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sorsanız, iddia ediyorum; yüzde 90’a yakını olumlu konuşmayacaktır.
Hal böyleyken ben, daha önce yazdıklarımın ve söylediklerimin arkasındayım. Mevcut şartlar içerisinde, eksileri ve artıları birlikte değerlendirildiğinde, o koltuğu doldurabilecek en liyakatli ve yerinde olan isim Mehmet Şimşek'tir.
Peki, fon skandalının üzerine kararlılıkla gidilmesinde, ilgili kurumların harekete geçirilmesinde ve yüz binlerce kişinin birikiminin daha büyük bir mağduriyete dönüşmesinin önüne geçilmesinde Mehmet Şimşek’in ortaya koyduğu iradeyi fark ettiniz mi? Kamuoyu gündeminde yeterince ilerlemeyen bu dosya, Şimşek’in devreye girmesiyle birlikte süreç çok daha ciddi bir noktaya taşındı.
Fon mağdurlarına gelince, devletin mağduriyetleri gidermesine kesinlikle karşı değilim. Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bir kişi TERA’ya 100 bin lira yatırmış, fonun değeri yükselmiş ve hesabındaki rakam 1 milyon liraya çıkmışsa, ardından balon patlamış ve yatırım değeri büyük ölçüde kaybolmuşsa, devletin 1 milyon lirayı karşılamasını ben dahil hiçbir vatandaşın makul bulacağını düşünmüyorum. Çünkü devlet vatandaşın yatırım riskini değil, varsa ortaya çıkan haksızlığı telafi etmelidir. Telafi ederken de milyonları manipülasyonla götürmeye kalkışanları değil, gerçek küçük yatırımcıları gözetmesi gerekir.
Buradaki gerçek zarar 100 bin liralık anaparadır. Eğer bir mağduriyet giderme mekanizması oluşturulacaksa, bana göre esas alınması gereken tutar da kişinin gerçek yatırımı, yani anaparası olmalıdır. Üstelik bazı açıklamalarda faiziyle ödeme ihtimalinden söz ediliyor. Ben bunun da doğru olmadığını, bir ödeme yapılacaksa bunun anapara üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bir başka önemli nokta da fon mağdurlarının profili. Bu kişilerin önemli bir bölümü, faiz hassasiyeti nedeniyle birikimlerini portföy veya katılım finans kuruluşlarına yönlendiren vatandaşlardan oluşuyor. Bu insanlar açısından süreç tamamlanana kadar beklemekten başka seçenek bulunmuyor. Çünkü söz konusu zararın boyutunun son derece yüksek olduğu anlaşılıyor. Öyle rakamlardan söz ediliyor ki, ortaya çıkan zararın büyüklüğü kamuoyunda boğaz ve köprülerin 30 yıllığına kiralanması gibi devasa ekonomik büyüklüklerle kıyaslanıyor.
Elbette burada kesin rakamlar ve nihai zarar, soruşturma ve yargı süreçleri tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak. Ancak, konunun muhatapları sorunun üzerine kararlılıkla gidileceğine ve sürecin sonuna kadar takip edileceğine ilişkin güçlü mesajlar verdiler. Bunun sonucunda da kamuoyunda meselenin sonuna kadar götürüleceğine dair yaygın bir kanaat oluşmuş durumda.
Bu nedenle benim düşüncem, kim ne söylüyor, hangi iddia ortaya atılıyor, hangi söylenti dolaşıma sokuluyor diye bakmak yerine, yetkili makamların açıklamalarına, soruşturmanın seyrine ve nihai sonuca odaklanmak gerekiyor. Böylesine büyük bir dosyada vatandaşın ihtiyacı olan şey yeni söylentiler değil, paniğe kapılmadan mağduriyetlerin giderilmesini beklemektir. Çünkü mesele artık birkaç şirketin, birkaç kişinin veya birkaç yatırımcının meselesi değildir. Mesele, vatandaşların paralarını sistemin içinde değerlendirmesi, denetim mekanizmalarının da bu sorunu çözmesidir.
Tabi vatandaş, yetkililerden gelecek iyi haberleri beklerken, bu konuyu açığa kavuşturacakların; kim suçluysa ortaya çıkarması, kim mağdursa hakkı korunması, kamu zararı varsa tahsil edilmesi ve hiç kimseyi, siyasi kimliğine, parasına, makamına veya bağlantısına bakılmaksızın hukukun dışında tutmaması gerekir.