Bilindiği üzere İstanbul, tarihinin en büyük afetlerinden birini yaşadı. Sel ve su baskınları; araçlarda, konutlarda ve iş yerlerinde ciddi hasarlara yol açtı.
Böylesi bir felaketin ardından dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri, sigorta şirketlerine yapılan hasar ihbarları ve bu başvuruların ne ölçüde karşılandığıdır.
Bu konuda vatandaşların yaşadığı mağduriyeti fırsata çevirmek isteyen bazı kişi ve kuruluşlar, “aracı zarar gören ve kaskosu bulunmayan araç sahipleri, altyapı yetersizliği gerekçesiyle beş gün içinde ilgili kurumlara başvurarak tazminat talep edebilir.” şeklindeki iddialarla vatandaşları dava açmaya yönlendiriyor.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki hiçbir davanın kesin kazanılacağına dair garanti yoktur. Sel ve su baskınlarında idarenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı; altyapının durumu, alınması gereken önlemler, olayın koşulları ve somut deliller çerçevesinde değerlendirilir. Mücbir sebep olması da tek başına davanın kesin kazanılacağı veya kaybedileceği anlamına gelmiyor.
Üstelik yargılama süreci uzun yıllar sürebilir. Bu nedenle vatandaşların, hukuki ve mali sonuçları değerlendirmeden hareket etmemesi ve kendilerine sunulan yönlendirmeler konusunda dikkatli olması gerekir.
İkinci olarak kaskosu bulunmayan araçların zararları, sigorta poliçesinde ek bir madde yoksa sigorta şirketi tarafından karşılanmaz. Çünkü zorunlu trafik sigortası yalnızca üçüncü kişilere verilen zararları kapsıyor, kendi araçlarını kapsamıyor.
Kaskolu araçlarda ise durum poliçenin kapsamına bağlı. Sel ve su baskını teminatının poliçede bulunması ve ilgili şartların sağlanması hâlinde sigorta şirketi hasarı karşılamakla yükümlü ancak bu, her durumda ve hiçbir istisna olmaksızın zararın tamamının ödeneceği anlamına gelmiyor.
Sonuç olarak afet mağdurunun hakkını araması elbette önemlidir. Ancak vatandaşın yaşadığı zararı gidermek adına çıktığı yolda, ikinci kez mağdur edilmemesi de en az sel felaketinde yaşadıkları kadar önemlidir.