Son birkaç aydır akran zorbalığına, mahallelerde çocuk demeye bin şahit isteyen bazı gençlerin gücü yetenlere uyguladığı şiddete ve bu darp görüntülerinin sosyal medyada paylaşılmasına dikkat çekmeye çalışıyorum.
Çocuk yaştaki bazı gençlerin, kendilerinden güçsüz gördükleri kişilere karşı ne kadar acımasız ve merhametsiz davranabildiklerini gördükçe, “bugün böyle davrananlar yarın nasıl bireylere dönüşecek?” kaygısını gizleyemiyorum. Çünkü bugün arkadaşını köşeye sıkıştırıp döven, yarın gücü yetene zulmetmeyi normal gören bir anlayışın nereye varacağını kestirmek zor değil. Daha da önemlisi, sürekli şiddete ve zorbalığa maruz kalan çocukların bir gün intikam duygusuyla hareket etme ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Özellikle 9-10 yaşından büyük çocukların maruz kaldığı şiddet, tehdit, zorbalık ve dışlama “bunlar çocuk” denilerek geçiştirilmemelidir. Çünkü dayak videosunu paylaşarak eğlenen çocuklara karşı yıllarca zorbalığa maruz kalan çocuğun içine attığı öfkeye karşı tedbir alınmaz ise geri dönüşü mümkün olmayan sonuçlarla karşılaşılabilir.
Eğitim yılının daha ilk günlerinde korktuğumuz olaylardan biri Manisa’da yaşandı. 15 yaşındaki H.O.’nun av tüfeğiyle ateş açması sonucu 11 öğrencinin yaralandığı bildirildi. Şüphelinin ilk ifadesinde ise akran zorbalığına maruz kaldığını söylediği aktarıldı. Manisa’da yaşanan olay, bu kaygıların neden ciddiye alınması gerektiğini bir kez daha gösterdi.
Burada ailelerin hatası var mı, yok mu tartışmasına girmeden önce şu gerçeği çok açık ifade etmek gerekir; hiçbir aile, çocuğunun Manisa’da yaşanan veya benzeri bir olayın tarafı olmak istemez. Son dönemde yaşanan akran zorbalığı olaylarında ailelerin gösterdiği sağduyu da bunu açıkça ortaya koyuyor.
Temennimiz, Manisa’daki olayın ve benzeri vakaların son olmasıdır. Ancak ihmaller arttıkça risklerin de artacağı gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bu nedenle çok daha güçlü ve kapsamlı tedbirlerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Şiddet, zorbalık, tehdit, kavga ve dışlama gibi davranışların okullarda düzenli olarak takip edilmesi; bu davranışlara karşı caydırıcı ve uygulanabilir kurallar oluşturulması gerekiyor. Hiçbir çocuk veya genç, “nasıl olsa bir ifade verip çıkarım.” Düşüncesiyle şiddete başvurmamalıdır.
Bunun yanında rehberlik servislerinin çok daha aktif bir rol üstlenmesi gerekiyor. Öğrencinin yardım istemesini beklemek yerine, düzenli aralıklarla ve özellikle öğrencilerin talebi olmadan birebir görüşmeler yapılmalıdır. Çünkü bir öğrencinin risk altında olduğunu yalnızca ders başarısına bakarak anlamak mümkün değildir.
Okul yönetimlerinin akademik başarıya büyük önem vermesi elbette gerekli. Ancak öğrencinin akademik durumuyla birlikte sosyal, psikolojik ve davranışsal durumunun da düzenli olarak takip edilmesi gerekiyor. Yani okullarda yalnızca sınav ve diploma değil çocuğun davranışı, arkadaş ilişkileri, içine kapanması, öfkesi ve maruz kaldığı zorbalık da takip edilmelidir. Velilerinde öğrencilerinin sadece sınav notlarını takip etmeleri yetmez. Çocuğun korktuğunu, yalnız kaldığını, zorbalığa uğradığını veya şiddete meyilli oluşu da takip etmelidirler. Bunun yanında oynadığı oyunları, online görüştüğü arkadaşları ve telefonları devamlı kontrol edilmelidir.
Eğer yukarıda bahsettiğim rehberlik ve aile kontrolü etkin bir şekilde yürütülürse, sadece zorbalığa uğrayan çocuklar değil, zorbalık yapmaya meyilli çocuklarda çok rahat tespit edilir ve gereken önlemler alınabilir.
Sonuç olarak çocuklarımızın sadece sınav notlarını değil, hayatlarını da takip etmeliyiz. Öğrenciyle birebir görüşülmeden yaşadığı sorunları tespit etmek çoğu zaman mümkün olmayacağından okul yönetimi, rehberlik servisi, aile ve gerektiğinde ilgili uzmanlar arasında etkin bir koordinasyon kurulmalıdır.