Eski Ahit’te bir yılanın Havva’yı yoldan çıkarması neticesinde onun da Hz. Âdem’i ikna etmesi ve yasaklı meyveden yemeleri nedeni ile cennetten kovuldukları yazılmaktadır.
İnsanlar aynı zamanda Havva ile yılanın hangi dilde konuştuğunu da merak etmiş, bu konuda fikirler ileri sürmüş, tartışmalar yapmıştır.
Araplarla arası pek olmayan ve onların kültürlerine karşı bir direnç geliştiren İranlılar, Hz. Âdem ile Havva’nın Cennette Farsça; Cebrail’in Türkçe, yılanların ise Arapça konuştuğunu iddia etmişlerdir.
Yine Farslılar Allah’ın gazap ettiğinde vahyini Arapça, razı olduğunda ise Farsça indirdiği iddiasını dile getirmişlerdir.
Batı’da ise Havva’nın Fransızca konuşan bir yılan tarafından baştan çıkartıldığı inancı vardır.
Milletler sevmedikleri milletleri dilleri üzerinden küçümseyip onu yılanların konuştuğu dil seviyesine düşürürken kendi dillerini yüceltmek için aşırı iyimser yorumlar yapmışlardır. Semavi kitaplar hangi dillerde inmişse insanlar Cennet’te o dilin konuşulacağını ileri sürmüş ve bunun tartışmasını yıllarca devam ettirmişlerdir.
Yahudiler İbranicenin, Hristiyanlar bir dönem Aramca, sonra Yunanca ve daha sonraları da Latincenin cenneti dili olduğunu iddia etmişlerdir. Adamlar bu dünya yetmezmiş gibi bir de öbür dünyada da kendi dillerini hâkim kılma derdine düşmüşler.
İslamiyet geldikten sonra Cennet’te Arapça konuşulacağı fikri yayılmaya başlanmıştır. Araplar, Arapçanın olduğu yerde diğer dillerin konuşulması bir yana, yaşamasına bile tahammül etmemişlerdir.
Araplar cehennem dilinin de Farsça olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Talmud’da (Tevrat’ın yorumu olan kitap), şarkı için Yunanca, savaş için Latince, ağıt için Süryanice ve gündelik konuşma dili için İbranicenin kullanılması gerektiği savunulmuştur.
Kutsal Roma İmparatoru Chorles, Tanrı’yla İspanyolca, kadınlarla İtalyanca, erkeklerle Fransızca, atı ile Almanca konuştuğunu söylemiştir.
John Webb, dünyanın ana dilinin Çince olduğunu dile getirmiş, Flaman Baron De Ryckholt ise Flamancanın insanlığın doğuşundan başlayarak konuşulan tek dil olduğunu, herkesin bu dile saygı göstermesi gerektiğini ifade etmiştir. Kempe ise Tanrının İsveç dili ile, Hz. Âdem’in ise Danca (Danimarkalıların dili) konuştuğunu ifade etmiştir. Luther Almancanın Tanrı dili olmaya en layık dil olduğunu dile getirmiş, Germen (Alman) dilinin insanlığın ilk dili olabileceğini söylemiştir.
Yine Almanlar, dillerindeki disiplinin işlerine ve karakterlerine yansıdığını, Almancanın katı kurallarının disiplinli bir Alman milletinin doğmasına neden olduğunu iddia etmiş, aynı zamanda Almancanın bir felsefe dili olduğunu dile getirmişlerdir.
Paris’te kurulan Port Royal Okulu, dilbilgisi yönünden dünyada en mantıklı dilbilgisinin Fransızcada olduğu iddiasını ortaya atmıştır.
Fransızlar Fransızcanın kesinlik dili olduğunu Avrupa Birliği’nin tercüme konusunda sıkıntılar yaşadığını ve Avrupa’nın hukuk dilinin Fransızca olması gerektiğini savunmuş, İtalyanlar İtalyancanın şarkı dili olduğunu ve dünyada tek olduğunu ileri sürerken İngilizler dünyanın aynı zamanda bir şiir dili olan İngilizceye muhtaç olmasından büyük bir memnuniyet duymuşlardır.
Her millet kendi dilini ön plana çıkarırken bizde bazı gruplar (ve güruhlar) geçmişte ve günümüzde Arapçayı, yine bazı güruhlar İngilizce ve Fransızcayı her daim ön planda tutmuşlardır. Yeryüzünde Türk, kendi evlatları ile Türkçe üzerinden vurulmuş, “Türk’ün ilk düştüğü yer Türkçe olmuştur” anlayışı çok doğru bir tespit olmuştur. Bazıları yılanların konuştuğu dil Türkçedir dememiş ama Türkçeye yılana yaklaşır gibi yaklaşmıştır.
Fakat şurası bir gerçek ki Türkçe tarihinin en parlak günlerini günümüzde yaşamaktadır. Türkçe yurt dışında yüzbinlerce kişiye öğretilirken, yine yurt dışından ülkemize eğitim almaya gelen yüz binlerce öğrenci Türkçe öğrenmektedir.