Kur’an’da “kâfir” yalnızca “inanmayan kişi” demek değildir. “Kefere” sözcüğü kök anlamıyla örten, hakikatin üzerini kapatan demektir. Yani küfür, çoğu zaman bilgisizlikten ziyade bilgi geldiği hâlde onu kabul etmeme, nimet verildiği hâlde onu sahibinden koparma, hakikat karşısında kalbi kapatma hâlidir.
Kur’an’ın anlattığı kâfir tipi şudur: Hakikati duyuyor ama duymamış gibi yapıyor; ayeti görüyor ama “bu bana ne söylüyor?” diye sormak yerine onu küçümsüyor; dünya hayatını tek gerçek sayıyor; malı, gücü, itibarı, çocukları ve toplumsal başarıyı Allah’a karşı güvence zannediyor. Nitekim ilgili ayetlerde onların uyarılsa da uyarılmasa da iman etmeye yanaşmadıkları, ayetleri yalanladıkları, dünya hayatının onlara süslü gösterildiği ve iman edenlerle alay ettikleri açıkça görülüyor.
Kâfirlerin temel özellikleri nelerdir? Bir adamın kafir olduğunu nasıl anlarız?
Birincisi: Hakikati yalanlama. Küfür, sadece “bilmiyorum” demek değildir; çoğu zaman “biliyorum ama kabul etmiyorum” tavrıdır. Bakara 89’da hakikati tanıdıkları hâlde inkâr edenlerden söz edilir. Bu çok önemlidir: Kâfirlik, cehaletten çok inatlaşmış bilgi hâline gelir. Ayetleri yalanlama, ilahî beyanları görmezden gelme, hak karşısında bahane üretme bu karakterin ana çizgisidir.
İkincisi: Aklı hakikate açmamak: Kur’an kâfirleri “sağır, dilsiz, kör” mecazıyla anlatır; yani fizikî organları çalışır ama hakikate açık iç idrak kapanmıştır. “Düşünmezler”, “anlamazlar” vurgusu, küfrün akılsızlık değil, aklın yanlış merkeze bağlanması olduğunu gösterir. Modern ifadeyle söyleyelim: Zekâ var, teknik kabiliyet var, hatta yüksek eğitim var; fakat hikmet yoksa akıl, hakikati değil menfaati üretir.
Üçüncüsü: Dünya hayatını mutlaklaştırmak: Kur’an, inkâr edenler için dünya hayatının süslü gösterildiğini, onların iman edenlerle alay ettiğini söyler. Mal ve evlatların Allah huzurunda fayda vermeyeceği de tekrar edilir. Burada mesele mal sahibi olmak değil; malı, evladı, makamı, piyasa gücünü, teknolojiyi ve refahı nihai güvence sanmaktır.
Dördüncüsü: Alay, küçümseme ve kibir: Peygamberlere yöneltilen klasik itirazlar hep benzerdir: “Sen de bizim gibi insansın”, “Sana uyanlar alt tabakadan”, “Bu apaçık sihirdir”, “Bir mucize gelseydi ya…” Bu tavır, hakikati anlamaya çalışan bir soru değil; hakikati bilip onu küçültmeye çalışan bir savunmadır. Kibir burada aklın üstüne perde olur.
Beşincisi: Hak yolu engellemek: Kur’an’da kâfirlik, yalnızca kişinin kendi içinde kalan bir inkâr değildir; bazen başkalarını da Allah yolundan alıkoyan bir sosyal davranışa dönüşür. Mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcayanlardan, insanları saptıranlardan, bozgunculuk yapanlardan söz edilir. Bu, küfrün toplumsal yüzüdür: Hakikati sadece reddetmez, hakikate giden yolları da kapatmaya çalışır.
Altıncısı: Ölçüyü bozmak; haramı helal, helali haram yapmak: Tevbe 37’de haram ayların yerini değiştirerek Allah’ın koyduğu ölçüyü eğip bükmelerinden söz edilir; kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Bu, modern çağ için çok güçlü bir işarettir: Küfür bazen “Allah yok” demekle değil, Allah’ın ölçüsünü geçersiz sayıp yeni bir ahlak icat etmekle ortaya çıkar.
Yedincisi: Zulümle birleşmek: Kur’an’da “inkâr edip zulmedenler” ifadesi dikkat çekiyor. Küfür kalpte başlar ama zulme dönüştüğünde toplumu bozar. Hakikati örten insan, zamanla insan hakkını da örter; adaleti de örter; mazlumun sesini de örter. Bu yüzden Kur’an’da küfür ile zulüm sık sık yan yana gelir.
Modern toplumda kâfirlik neye tekabül ediyor?
“Modern kâfirlik” çoğu zaman eski putların önünde secde etmek şeklinde değil, Allah yokmuş gibi yaşamak şeklinde görünür.
Bugünün putları taş ve ağaçtan olmayabilir; para, güç, piyasa, beden, haz, imaj, ideoloji, ırk, devlet, teknoloji, bilimcilik, kariyer, tüketim ve ekran olabilir. Bunların kendisi bütünüyle kötü değildir; fakat insan bunları Allah’ın üstüne çıkarırsa, “nihai anlam kaynağı” hâline getirirse, modern şirk ve modern küfür orada başlar.
Bugünün kâfirliği şu cümlelerde görünür:
“Hayat bu dünyadan ibaret.
“Para varsa değer vardır.”
“Güçlü olan kazanır; adalet zayıfların tesellisidir.”
“Din özel hayatta kalsın, hayata karışmasın.”
“Helal-haram değil, kâr-zarar önemlidir.”
“İnsan kendi kendisinin tanrısıdır.”
Bu tavır açık ateizm olmak zorunda değildir. İnsan diliyle Allah’a inandığını söyleyebilir; fakat kararlarında, ticaretinde, siyasetinde, ailesinde, ahlakında, medya dilinde ve hayat hedeflerinde Allah’ı yok sayıyorsa, burada pratik küfür diyebileceğimiz bir tehlike doğar.
Nasıl teşhis edilir?
Burada çok dikkatli olmak gerekir: Tek tek insanları “kâfir” diye damgalamak bizim işimiz değildir. Hüküm Allah’ındır; zahirî hukuk, ilim ehlinin ve usulün konusudur. Fakat Kur’an bize bir tavır teşhisi yaptırır. Yani “filan kişi kâfirdir” demekten çok, “şu davranış küfrî bir karakter taşıyor” diyebiliriz.
Teşhis için şu sorular sorulabilir:
Bir insan veya toplum hakikat kendisine geldiğinde onu anlamaya mı çalışıyor, yoksa alaya mı alıyor? Allah’ın ölçüsünü hayatın merkezine mi koyuyor, yoksa menfaate göre eğip büküyor mu? Dünya nimetlerini emanet mi görüyor, yoksa kendine ait mutlak güç mü sanıyor?
Mazlumun hakkını gözetiyor mu, yoksa gücün yanında durup zulmü meşrulaştırıyor mu?
İnsanları hayra mı çağırıyor, yoksa Allah yolundan alıkoyan bir kültür mü üretiyor?
Ahireti hesaba katan bir vicdanı var mı, yoksa ölüm yokmuş gibi mi yaşıyor?
Bu soruların cevabı bize kişilerin nihai hükmünü değil, bir hayat tarzının iman mı, küfür mü ürettiğini gösterir.
Sonuç: Kur’an’daki kâfir tipi, sadece “başka dinden olan kişi” değildir. O, hakikatin üzerini örten insandır. Bazen filozof kılığındadır, bazen tüccar, bazen siyasetçi, bazen medya dili, bazen de insanın kendi nefsidir. En tehlikeli küfür ise kaba inkâr değil; medenî, süslü, başarılı, alkışlanan fakat Allah’sız bir hayat düzenidir.
Bu yüzden kafirlerle ilgili ayetleri okurken hedefi dışarıda aramak eksik olur. Kur’an bize yalnız “onlar böyledir” demiyor; aynı zamanda “siz onlar gibi olmayın” diyor. Kâfirlik, insanın dışında bir düşman olduğu kadar, kalbin içinde de bir perdedir. O perde kalkarsa iman başlar; perde kalınlaşırsa insan hakikatin ortasında bile karanlıkta yaşar.