Anunnakiler: Modern Bir Mit mi?
İnsanlığın geçmişinde hâlâ cevaplayamadığımız pek çok soru var. Binlerce yıl önce inşa edilmiş devasa yapılar, eski uygarlıkların astronomi bilgisi, Sümerlerin geliştirdiği yazı sistemi ve Mezopotamya'dan günümüze ulaşan tabletler bugün bile insanı hayrete düşürüyor. Ancak geçmiş hakkındaki bilgilerimizin eksik olması, o boşlukları istediğimiz hikâyelerle doldurabileceğimiz anlamına gelmiyor.
Son yıllarda bu hikâyelerin en popülerlerinden biri Anunnakiler.
İddiaya göre Anunnakiler, binlerce yıl önce Dünya'ya gelen gelişmiş dünya dışı varlıklardı. Bazı anlatılarda Nibiru adlı bir gezegenden geldikleri, Dünya'daki altın kaynaklarını işletmek amacıyla insanı genetik müdahaleyle meydana getirdikleri ve Sümer medeniyetinin gelişmesinde belirleyici rol oynadıkları ileri sürülüyor. Hatta insanlığın gerçek tarihinin bizden saklandığını ve Sümer tabletlerinin bütün bunları açıkça anlattığını söyleyenlere de rastlamak mümkün.
Peki Sümer tabletleri gerçekten bunları mı söylüyor?
İşte mesele burada değişiyor.
Anunnaki adı gerçekten eski Mezopotamya metinlerinde geçmektedir. Dolayısıyla Anunnakiler tamamen modern dönemde uydurulmuş bir kelime değildir. Ancak tarihçilerin ve Asuroloji uzmanlarının ortaya koyduğu tablo, popüler internet anlatılarından oldukça farklıdır. Anunnakiler Mezopotamya'nın dinî ve mitolojik dünyasında yer alan bir grup ilahî varlığı ifade eder. Metinlere ve dönemlere göre rolleri değişebilmekle birlikte, elimizdeki tarihî kaynaklarda onların başka bir gezegenden Dünya'ya gelen teknolojik bir uzaylı ırkı olduğuna dair kabul edilmiş bir anlatı bulunmamaktadır.
Peki uzaylı Anunnaki fikri nereden çıktı?
Burada karşımıza özellikle 20. yüzyılda popüler hâle gelen “kadim astronot” teorileri ve Zecharia Sitchin çıkıyor. Sitchin, Mezopotamya metinlerini geleneksel uzmanlardan oldukça farklı biçimde yorumladı ve Anunnakilerin Nibiru adlı bir gezegenden gelen gelişmiş varlıklar olduğunu ileri sürdü. İnsanların da bu varlıkların genetik müdahaleleri sonucunda ortaya çıktığını savundu.
Bu anlatı son derece popüler oldu. Kitaplara, belgesellere, internet sitelerine ve daha sonra sosyal medyaya yayıldı. Zamanla Sitchin'in yorumları ile gerçekten eski tabletlerde yazanlar arasındaki sınır da geniş kitlelerin zihninde bulanıklaşmaya başladı.
Bugün “Sümer tabletlerinde yazıyor” denildiğinde birçok insan bunu tarihî bir kanıt olarak kabul edebiliyor.
Oysa bir iddianın eski bir metne dayandırılması, o iddiayı kendiliğinden doğru yapmaz. Önce şu soruları sormak gerekir: Metnin aslı ne söylüyor? Kelimeler dönemin dili içerisinde nasıl kullanılmış? Alanın uzmanları metni nasıl tercüme ediyor? İleri sürülen yorum başka tarihî ve arkeolojik bulgularla destekleniyor mu?
Bu sorular sorulmadığında tarih, kolaylıkla modern mitolojinin hammaddesine dönüşebilir.
Neden Bu Kadar İlgi Çekiyor?
Kanaatimce Anunnaki anlatısının asıl ilginç tarafı, doğru olup olmamasından önce modern insanda neden bu kadar güçlü bir karşılık bulduğudur.
Çünkü bu hikâye insana büyük bir sır vaat ediyor: “Size öğretilen tarih gerçek değil.”
Bu cümle son derece çekicidir. İnsana başkalarının bilmediği gizli bir bilgiye ulaştığı hissini verir. Artık sıradan insanlardan biri değildir; perdenin arkasındaki gerçeği görenlerdendir.
Üstelik Anunnaki anlatısı modern insanın iki büyük merakını aynı hikâyede birleştiriyor: Kadim uygarlıkların gizemleri ve dünya dışı hayat.
Fakat burada önemli bir zihinsel tuzak var: Bir şeyin mümkün olması ile gerçekleşmiş olduğunun ispatlanması aynı şey değildir.
Evrenin başka bir yerinde hayat bulunması bilimsel açıdan araştırılabilir bir ihtimaldir. Fakat “Evrenin başka yerinde hayat olabilir” önermesinden, “Öyleyse Anunnakiler Dünya'ya geldi ve insanı genetik olarak meydana getirdi” sonucuna geçemeyiz. İkinci iddia ayrıca delil gerektirir.
İslâm Ne Söylüyor?
İslâm açısından mesele daha temel bir noktada ele alınır. Kur’an-ı Kerim insanın kökenini bilinmez bir kozmik müdahaleye bağlamaz. İnsanın Allah-u Teâlâ tarafından yaratıldığını açık biçimde bildirir “Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan yarattık.” Buyurulur (Hicr, 26).
Dolayısıyla insanı bağımsız bir yaratıcı güç gibi tasavvur edilen dünya dışı varlıkların eseri kabul etmek, İslâm'ın yaratılış anlayışıyla bağdaşmaz.
Ancak İslâm, Dünya dışında hayat bulunmasını kategorik olarak reddeden bir din değildir. Kur’an-ı Kerim'in bildirmediği bir konuda kesin hüküm vermek yerine ihtiyatlı olmak gerekir. Kâinatın büyüklüğü düşünüldüğünde başka canlıların bulunup bulunmadığı bilimsel araştırmanın konusudur. Böyle bir hayatın bir gün keşfedilmesi de Allah-u Teâlâ'nın yaratmasının dışında bir şey olmayacaktır.
Problem “Dünya dışında hayat olabilir mi?” sorusu değildir.
Problem, hakkında yeterli tarihî ve bilimsel delil bulunmayan bir anlatıyı insanlığın gerçek yaratılış hikâyesi hâline getirmektir.
İslâm insandan düşünmesini, araştırmasını ve delil aramasını ister. Kur’an-ı Kerim'in “Eğer doğru söyleyenler iseniz delilinizi getirin.” (Bakara, 111) hitabı, yalnızca dinî tartışmalar için değil, hakikati arama ahlâkı bakımından da son derece güçlü bir ölçüdür.
Anunnakiler Mezopotamya tarihinin ve mitolojisinin ilginç bir parçasıdır. Onları araştırmakta, Sümerleri merak etmekte veya Dünya dışında hayat ihtimalini tartışmakta hiçbir sakınca yoktur.
Fakat tarih ile efsaneyi, ihtimal ile kesinliği birbirinden ayırmak gerekir.
Belki de Anunnakilerin bize öğrettiği en önemli şey, uzaylıların binlerce yıl önce Dünya'ya gelip gelmediğinden çok daha farklıdır:
Modern insan eski mitleri terk etmiş olabilir; fakat mit üretme ihtiyacını hâlâ terk etmiş değildir. Yarın “enerji ve frekans” bölümü ile devam edeceğiz.