Yapılan tüketim davranışları en genel olarak tükettiğimiz ürüne ihtiyacımız olduğu için ve aldığımız ürün ile başkalarına karşı bir üstünlük, statü gibi konumlar elde etmek için yapılır. Yani ihtiyaca göre tüketim (fonksiyonel tüketim) ile gösteriş tüketimi (veblen etkisi) arasında günümüzde çoğu insan bir karmaşa içerisindedir. Çünkü 21. yüzyıl pazarlama stratejileri, sosyal medya reklamları veya yapay zeka ile oluşturulan algı tüketicinin ihtiyaca göre ürün almasını değil, satıcının satmak istediği ürünün alınmasını sağlayabilmektedir.
İhtiyaca göre tüketim yaptığımızda aldığımız ürün bir işe yaramaktadır. İhtiyaç olduğu için tüketilen ürünün; biyolojik ihtiyacı gidermesi, sağlığı koruması, dayanıklı olması ve fayda sağlaması gibi hayatı kolaylaştırıcı ve sürdürülebilir kılıcı özellikleri ön plandadır.
Gösteriş amaçlı yapılan tüketimde ise sosyal statü kazanma, zengin olduğunu göstermeye çalışma, diğer toplum üyelerinden saygı görme gibi beklenti ve amaçlar ön plandadır. Yani birey bir kısım komleks ve kaprislerini aslında ihtiyacı olmayan ürünü alarak ben önemli biriyim şeklinde göstermeye çalışmaktadır. İktisat biliminde buna Veblen Etkisi denilmektedir.
Bu genel bilgilerden sonra, peki biz bu amaçların hangisi için tüketim yapmalıyız? Tabii ki aklı başında olan herkes ihtiyaç tüketimini diyecektir. Ancak, gerçek hayatta her zaman öyle olmamaktadır. Çünkü aldığımız üründe günümüz teknolojisinin yardımıyla da algı oluşturarak aslında bizim yerimize başka odaklar karar verebilmektedirler. Bu nedenle, birkaç hususa dikkat ederek toplumumuzun ve kendimizin algı yoluyla tüketim yapmamasına katkı yapabiliriz.
Bireysel olarak, dürtüsel (anlık) harcamaları önlemek için 10 saniye kuralını aklımızda tutmak doğru karar vermemizde yardımcı olabilir. Bu kurala göre, mağazaya giren birey eline aldığı ürün hakkında şu soruyu sormalıdır. Şu anda bu ürün benim ihtiyacım mıdır? Eğer 10 saniye içinde ihtiyacım diyorsa ürünü almalıdır, ihtiyacım değil diyorsa ürünü yerine bırakmalıdır ve o alımı gerçekleştirmemelidir.
Yine Türkiye’de evin en güzel odasını misafir odası olarak kilitleyip günümüz şartlarında yılda üç-beş defa misafir ağırlamak evin fonksiyonel kullanımını bozmaktadır. Özellikle hanımlar bu tür algıdan ziyade gelen misafirlerin onların dostları veya akrabaları olduğunu ve kendilerinin günlük yaşamlarını onlarla paylaşmak gerektiği konusunda bilinçlendirilebilir. Okuyucuların internetten “Diderot Etkisi” olarak geçen anlatımı okumaları da kendileri için yararlı olacaktır.
Toplumsal olarak, başta eğitim kurumları olmak üzere devletimizin yetkili tüm birimleri belli bir eğitim seferberliği ile toplumun bu konudaki algısını şekillendirebilir. Özellikle dini kurumlarda ve okul öncesi okullarda çocuklar, gösteriş tüketiminin zararları konusunda bilinçlendirilmelidirler. Algısı gösteriş tüketimini önleyecek şekilde oluşan toplumlarda ekonomik olarak yatırımlar için önemli kaynak oluşmaktadır. Örneğin, Almanya’da iş adamlarının katıldıkları toplantılara genellikle küçük, pahalı olmayan arabalar ile gidildiği bilinmektedir. Çünkü lüks arabaları üreten bu ülkede o arabalar ile gitmek bir anlamda görgüsüzlük olarak kabul edilmektedir. Oysa bizim gibi ülkelerde ise “ye kürküm ye” sözü gereği lüks araçlar ön plandadır ve ona göre itibar görülür. Lükse giden her kaynak, aynı zamanda ülke yatırımlarından çekilen tasarruf demektir.
Kısacası lüks tüketimden kaçınmayı becermenin faydalarını maddeler halinde sıralamaya çalışalım.
Ülke yatırımlarına ayrılacak tasarruf kaynakları artar.
Daha az borçlu aile, birey ve ülke olur.
Eşyaya hizmet eden kültürden kurtulunur.
Kaprissiz ve komplekssiz doğal yaşam olur.
Çevreyi veya doğayı kirletme azalır.
Hayat memnuniyeti veya mutluluğu artar.
Mutluluğun sadece maddiyatta olmadığı gerçeği kavranır.
Az ürünle aynı tatminin mümkün olduğu anlaşılır.
Paylaşım duygusu gelişir.
Cömert bir dünya oluşumuna katkı yapar.