Esasında dinî-tasavvufî terbiye yerleri olan zâviyeler, Anadolu’daki İslamlaşma sürecine katkıda bulunan en önemli kurumlardan biriydi. Şeyhlerin idaresinde kurulan zâviyelerde yaşayan dervişler bir taraftan toplu hâlde ibadet ederken diğer taraftan bulundukları yerleri imar edip şenlendirmişler ve gelip geçen yolculara ücretsiz yeme, içme ve barınma imkânı sunmuşlardı. Ayrıca halkla sıkı bir temas kurmuşlar ve çocukların eğitimiyle yakından ilgilenmişlerdi. Zâviyeler genellikle önemli geçit noktalarında, yol güzergâhlarında veya yerleşim yerlerinde kurulmuştu. Selçuklular döneminde ve Osmanlı hâkimiyetinin ilk zamanlarında kurulan büyük zâviyelerin bünyesinde mescit, tevhithâne, kümbet, derviş ve misafir odaları, kütüphâne, mutfak, erzak ambarları, hamam ve ahır gibi birimler yer almaktaydı. Zâviyelerde, şeyh veya zâviyedârdan başka imam, muallim, müezzin, türbehan, aşçı ve ekmekçi gibi görevliler hizmet vermekteydi.
XI. yüzyılda Anadolu’yu yurt edinmek üzere bölgeye gelen Oğuz Türkleri arasında şeyhler ve dervişler önemli bir yer tutuyordu. İmkân ve vasıtaların yetersiz olduğu göç ve yerleşme sürecinde dervişler, şeyhlerin idaresindeki zâviyeler etrafında teşkilatlanmıştı. Türklerde bu müessese Büyük Selçuklularla birlikte var olmuştu. Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey, mutasavvıflara büyük önem vermiş ve onları himaye etmişti. Diğer Selçuklu yöneticilerinin pek çoğu aynı politikayı devam ettirdi.
Sonraki dönemde yerleşimci Türk dervişlerine ve onların kurdukları zâviyelere Anadolu’nun her tarafında rastlanır oldu. XIII. yüzyılın başlarında Moğol istilası yüzünden farklı tasavvufi ekollere mensup çok sayıda şeyh ve derviş Anadolu’ya sığındı. Bu süreç, zaviye sayısında ciddi bir artışa neden oldu. Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasıyla birlikte uç bölgelerde bağımsızlıklarını ilan eden beyliklerle birlikte zâviyeler Anadolu’nun her tarafına yayıldı. Beylerin âlim ve şeyhlere karşı gösterdikleri saygı ve himaye, zâviye kültürünün Anadolu’da kökleşerek kurumsallaşmasını beraberinde getirdi. Osmanoğulları ile birlikte birçok şeyh ve derviş Balkanlara yerleştirildi. Böylece Anadolu’daki zâviye kültürü Balkanlara taşınmış oldu. Dervişlerin bir kısmı gazilerle fetih hareketine katılırken bir kısmı da boş ve tenha yerlere veya köylere yerleşerek ziraat ve hayvancılıkla meşgul oluyordu. Balkanlarda kurulan zâviyeler kısa sürede kültür ve cazibe merkezleri hâline geldi. Söz konusu zâviyelerin bir kısmının ordulardan daha evvel sınır boylarında yerleşmiş olması, fetih sürecini kolaylaştıran sebeplerden biriydi.
1071’deki Malazgirt Zaferi sonrasında Erzurum Kalesi’nin fethedilmesiyle birlikte, şehir merkezi ve etrafında yeni zâviyelerin kurulduğunu söylememiz mümkündür. Bu dönemde Maveraünnehir’den ardı arkası kesilmeyen Türk göçü başlamış; Özbek ve Haydar gibi Türk beyleri, oymaklarıyla birlikte Erzurum ve Pasin ovalarının boş köşelerinde köyler ve zâviyeler kurarak yerleşmişlerdir. Osman Turan’ın belirttiği gibi Saltuklular döneminde Erzurum’da Kalenderî ve Haydarî tarikatları hayli yaygın olup bunlara ait zâviyeler de mevcuttur. Aynı şekilde bölgede XIII. yüzyıla ait birçok ahi zâviye ve türbesinin bulunması da dikkate şayandır. Bu zâviyelerin önemli bir kısmı Osmanlılar dönemine intikal etmiştir. Osmanlı hâkimiyetinin ilk zamanlarında Erzurum’daki vakıfların hemen tamamı zâviye vakıflarıdır.