Erzurum’da takvim sonbaharı gösteriyor ama vatandaşın gözü şimdiden kışa çevrildi.
Havalar her geçen gün biraz daha soğuyor. Sabahları montlar çıkarıldı, kombiler kontrol edilmeye, bacalar temizlenmeye, kışlık yakacaklar hazırlanmaya başlandı. Erzurum’da kış demek her zamankinde daha kabarık fatura, daha fazla masraf demek.
Bizim gibi soğuk iklimin hüküm sürdüğü kentlerde ısınma, lüks değil zorunlu bir ihtiyaçtır. Doğalgazda ekim ayı için belirlenen tüketim sınırının aşılması halinde daha yüksek tarifeye geçilmesine yönelik uygulama, vatandaşı şimdiden kara kara düşündürüyor.
Bir vatandaş “Üşümeyeyim ama faturam da kabarmasın” diye hesap yapmak zorunda kalıyorsa burada ciddi bir mesele var demektir. Zira çocuğu üşümesin diye kombiyi kısmak zorunda kalan bir anne-babanın hesabı, yalnızca ekonomik bir hesap değildir...
***
Malum, Türkiye’nin birçok kentinde kış birkaç ay sürerken Erzurum’da kışın ağırlığı çok daha farklı hissediliyor. Soğuk daha erken geliyor, daha uzun sürüyor. Dolayısıyla Erzurum’un enerji tüketimini, başka şehirlerle kıyaslamak doğru değil.
Bu nedenle Erzurum’un kendine özgü iklim şartları dikkate alınarak ısınma giderlerinde özel bir destek veya bölgesel düzenleme yapılması gerekiyor. Vatandaş yardım değil, adil bir uygulama istiyor. Bu konu kara kış kapıya dayanadan konuşulmalı, bir hal çaresine bakılmalı.
Kış kapıya dayandığında ses yükseltmenin bir çaresi olmaz. Bugünden tedbir alınmalı, özellikle dar gelirli aileler için yakacak desteği güçlendirilmeli.
**
Soğuğu herkes aynı hisseder ama fatura yükünü değil! Asgari ücretle geçinen aileyle yüksek gelirli bir ailenin aynı faturayı ödemesi, ekonomik açıdan aynı anlamı taşımaz. Bu nedenle zaten ekonomik olarak zar zor geçinen vatandaşı yalnız bırakmamak gerekir.
Mesele sadece evleri değil, vatandaşın cebini de ısıtabilmektir.