Palandöken'in yüksek kesimlerine sezonun ilk karı düştü.
Erzurumlu için eylül sonunda kar görmek elbette şaşırtıcı değil. Asıl şaşırtıcı olan; Bizim hâlâ Palandöken'in turizm değerini karın yağdığı günlerle ölçmemizdir.
Kar yağınca Palandöken'i konuşuyoruz. Kayak sezonu açılınca otellerin doluluk oranlarını merak ediyoruz. Yabancı turist geldiğinde seviniyor, sezon iyi geçtiğinde mutlu oluyoruz. Bahar gelip karlar erimeye başladığında ise Palandöken de sanki Erzurum'un ekonomik gündeminden yavaş yavaş çekiliyor.
Oysa: Palandöken'e ne zaman kar yağacak değil, Palandöken Erzurum'a yılın kaç ayında kazandıracak? Bunu konuşmalıyız.
Geçtiğimiz günlerde Erzurum İl Tanıtım ve Geliştirme Kurulu toplantısında şehrin turizm potansiyeli, yüksek irtifa kamp merkezi, alternatif turizm imkânları ve uluslararası marka değeri konuşuldu. Aynı günlerde Kiremitlik Tepe'deki kayakla atlama kulelerinin yeniden faaliyete geçirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü ve tesislerin yaz-kış kullanılabilecek bir yapıya kavuşturulmasının hedeflendiğini öğrendik.
Daha birkaç hafta önce ise Palandöken'de Uluslararası Bisiklet Birliği takviminde yer alan dağ bisikleti yarışları düzenlenmiş; yedi ülkeden altmış elit sporcu, 2028 Los Angeles Olimpiyatları yolunda puan kazanabilmek için Erzurum'da pedal çevirmişti.
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda aslında önümüzde çok önemli bir fırsat duruyor.
Palandöken yalnız bir kayak merkezi olmaktan çıkabilir.
Daha doğrusu çıkmalıdır.
Dağdan Şehre İnmeyen Turizm Eksiktir
Palandöken bugün Türkiye'nin en önemli kış turizm merkezlerinden biri. Havalimanına yakınlığı, pistlerinin niteliği, kar kalitesi, yüksekliği ve şehir merkezine ulaşım kolaylığı önemli avantajlar sağlıyor. Fakat Erzurum'un bundan sonraki hedefi sadece Palandöken'e daha fazla turist getirmek olmamalıdır. Asıl hedef, Palandöken'e gelen turisti Erzurum'a getirmek olmalıdır.
İlk bakışta tuhaf bir cümle gibi görünebilir. Çünkü Palandöken zaten Erzurum'dadır. Coğrafi olarak evet; fakat ekonomik açıdan aynı şeyi her zaman söyleyebilir miyiz?
Bir turist uçağından inip doğrudan oteline gidiyor, birkaç gün kayak yapıyor, yemeğini otelinde yiyor ve ardından tekrar havalimanına dönüyorsa Erzurum'a gelmiş midir?
Elbette gelmiştir.
Ama Erzurum ekonomisine ne kadar dokunmuştur?
Bence turizm politikamızın önümüzdeki dönemde cevaplaması gereken önemli sorulardan biri budur.
Bir turistin şehre bıraktığı değeri yalnız otelde geçirdiği gece sayısıyla ölçemeyiz. O turist şehir merkezinde yemek yiyor mu? Cağ kebabını yerinde tadıyor mu? Oltu taşı alıyor mu? Yakutiye Medresesi'ni, Çifte Minareli Medrese'yi, Üç Kümbetler'i görüyor mu? Tabyaları geziyor mu? Erzurum'un tarihini, kültürünü, insanını tanıyor mu?
Kısacası turist Palandöken'i görüyor ama Erzurum'u mu yaşıyor mu?
İşte dağ ile şehir arasındaki asıl köprüyü burada kurmamız gerekiyor.
Palandöken'de üç gece kalan bir turistin en azından yarım gününü veya bir gününü Erzurum şehir merkezinde geçirmesini sağlayacak turizm programları geliştirilebilir. Oteller, seyahat acenteleri, esnaf kuruluşları, belediyeler ve turizm işletmeleri ortak programlar oluşturabilir. Gastronomi rotaları, tarih ve kültür turları, Oltu taşı atölyelerinin ziyaret edildiği programlar, tabyaları içine alan güzergâhlar hazırlanabilir.
Böylece Palandöken'deki bir turist yalnız otelin müşterisi olmaktan çıkar; lokantanın, taksicinin, esnafın, hediyelik eşya üreticisinin ve nihayetinde bütün şehrin müşterisi hâline gelir.
Turizmin gerçek ekonomik gücü de zaten budur.
Turist sayısını artırmak önemlidir ama turistin şehirle temasını artırmak daha da önemlidir.
Meselenin ikinci tarafı ise bana göre daha önemli.
Erzurum yıllardır Palandöken'i ağırlıklı olarak kış turizmi üzerinden pazarlıyor. Bunun haklı sebepleri var. Fakat elimizdeki dağın özelliklerine baktığımızda Palandöken'i yalnızca karla ilişkilendirmek kendi potansiyelimizi sınırlandırmak değil midir?
Geçen haftalarda yapılan uluslararası dağ bisikleti yarışları bunun en güzel örneğidir. Dünyanın farklı ülkelerinden elit sporcular olimpiyat puanı için Erzurum'a geldiler. Yaz aylarında yüksek irtifa kamp merkezi futbol takımlarını ağırlıyor. Dağ bisikleti, trekking, koşu, doğa sporları ve yüksek irtifa antrenmanları için ciddi bir coğrafi imkâna sahibiz. Şimdi kayakla atlama kulelerinin de yılın on iki ayında kullanılabilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor.
Bunların her birine ayrı ayrı baktığımızda güzel gelişmeler görüyoruz. Fakat hepsini tek bir stratejinin parçaları olarak görmeye başladığımızda çok daha büyük bir tablo ortaya çıkıyor: Dört mevsim Palandöken.
Bence Erzurum'un turizmdeki yeni hedefi bu olmalıdır.
Kışın kayak için gelen turist, yazın bisikletçi, futbol takımı, atlet veya doğa sporcusu olarak gelebilir. Bahar aylarında kongreler, spor kampları ve doğa organizasyonları düzenlenebilir. Sonbaharda tarih, gastronomi ve kültür turizmi öne çıkarılabilir.
Böyle bir modelin en büyük faydası yalnız turist sayısını artırmak değildir. Turizm sektörünün mevsimlik karakterini bütün seneye yaymaktır.
Çünkü üç-dört aylık turizm başka, on iki aya yayılan turizm başka bir ekonomidir.
Bir otel yılın büyük bölümünde çalışabiliyorsa daha fazla personeli sürekli istihdam eder. Restoranın müşterisi artar, ulaşım sektörü daha fazla iş yapar, esnafın geliri yükselir. Yeni yatırımcı için şehir daha cazip hâle gelir. Gençlerin turizm sektöründe geçici değil, kalıcı meslekler edinmesinin önü açılır.
Yani dört mevsim turizm yalnız Palandöken'in meselesi değildir; Erzurum'da istihdam meselesidir.
Geçen hafta bu sütunlarda hayvancılığı konuşurken “Üretim ahırda başlamalı ama ahırda bitmemelidir” demiştik. Aynı mantık turizm için de geçerlidir. Turizm Palandöken'de başlamalı ama Palandöken'de bitmemelidir.
Dağın oluşturduğu ekonomik hareket şehrin sokaklarına, çarşılarına, lokantalarına, tarihî mekânlarına ve esnafına kadar ulaşmalıdır.
Bunu başarabilirsek Palandöken yalnız Erzurum'un üzerinde yükselen bir dağ değil, Erzurum ekonomisini besleyen çok daha büyük bir lokomotif hâline gelecektir.
Fakat bunun için tanıtım anlayışımızı da biraz değiştirmemiz gerekiyor.
Dünyaya yalnız “Erzurum'da güzel kayak yapılır” demek yerine, “Erzurum'da dört mevsim yaşanacak bir tecrübe vardır” diyebilmeliyiz.
Çünkü Erzurum'un elinde yalnız kar yok. Dağı var. Tarihi var. Gastronomisi var. Spor altyapısı var. Kültürü var. Ve bütün bunların ötesinde başka hiçbir şehrin kopyalayamayacağı kendine özgü bir kimliği var. Asıl mesele bunları ayrı ayrı tanıtmak değil, tek bir Erzurum hikâyesinin parçaları hâline getirmektir.
Palandöken'e ilk kar düştüğünde sevineceğiz elbette. Kar bu şehrin bereketidir; Palandöken'in de en büyük sermayelerinden biridir. Ama artık karın yağmasını bekleyen bir turizm anlayışından, mevsimleri yöneten bir turizm anlayışına geçmenin zamanı gelmiştir.
Belki önümüzdeki yıllarda Erzurum turizminin başarısını “Bu yıl Palandöken'e ne kadar kar yağdı?” sorusuyla değil, başka bir soruyla ölçmeliyiz: Bu yıl Erzurum'a gelen bir turist şehirde kaç gün kaldı, kaç farklı yere gitti ve Erzurum ekonomisine ne kadar değer bıraktı?
Çünkü mesele yalnız dağa insan çıkarmak değildir.
Mesele, dağın bereketini şehre indirebilmektir.
Palandöken'in zirvesine kar zaten her yıl düşüyor.
Şimdi sıra, Palandöken'in bereketini Erzurum'un sokaklarına indirmekte.