Abese suresinin ilk on altı ayeti, insanın toplumsal konumuyla öğrenmeye ve arınmaya açıklığı arasındaki farkı gösterir. Eğitim psikolojisi ve tebliğ sosyolojisi açısından burada güçlü bir ders vardır.
İlk iki ayette Hz. Muhammed’in yüzünü ekşitme ve yüz çevirme davranışı anlatılır. Yaygın tefsir açıklamasına göre Hz. Peygamber, Mekke’nin ileri gelenlerine İslam’ı anlatırken görme engelli Abdullah İbn Ümmü Mektûm yanına gelerek kendisini bilgilendirmesini istemiştir. Hz. Peygamber, önderlerin iman etmesinin daha geniş bir topluluğu etkileyebileceğini düşünerek sürdürdüğü görüşmeye öncelik vermiştir. Burada Allah’ın Resulüne yönelttiği açık ve ciddi bir ikaz vardır. Bu ikaz, tebliğde önceliğin nasıl belirleneceğini öğretir.
Üçüncü ve dördüncü ayetler, bu önceliğin ölçüsünü ortaya koyar: “Belki o temizlenecek yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.” Öğretici, karşısındaki insanın içinde hangi değişimin başlayabileceğini bütünüyle bilemez. Toplumun önemsiz gördüğü bir kimse, aldığı bir öğütle hayatını değiştirebilir. Bir insanın öğrenme ihtimali, makamının ve çevresinin gölgesinde bırakılmamalıdır.
Eğitim psikolojisi açısından bunu şöyle okuyabiliriz: Öğrenme, yalnızca anlatanın bilgisine bağlı değildir; dinleyenin merakı, ihtiyacını fark etmesi ve değişmeye isteği de belirleyicidir. Abdullah’ın gelişi, böyle bir hazırlığın davranışa dönüşmesidir. Kendisi gelmekte, sormakta, öğrenmek için çaba göstermektedir. Öğreticinin görevi, bu arayışı karşılamak ve geliştirmektir.
Beşinci, altıncı ve yedinci ayetlerde ise kendisini ihtiyaçsız gören insanlar yani dönemin Mekke zenginleri anlatılır. Buradaki mesele, yalnızca zenginlik değildir; insanın kendisini öğüde, düzeltmeye ve arınmaya muhtaç görmemesidir. Mal, makam ve çevre, kişide böyle bir yeterlilik vehmi oluşturabilir. Yedinci ayet, tebliğ edenin sorumluluğunu da sınırlar: Muhatabın arınmamasının bütün yükünü öğretici taşımaz. Onun görevi açıklamak ve davet etmektir; karşısındakinin iradesini kendi iradesiyle değiştiremez.
Bununla birlikte ayetler, o kişilerin her birine gayrimeşru kazanç veya ilişki gibi belirli fiiller isnat etmez. Çıkar, nüfuz ve mevki arayışlarını, bu ihtiyaçsızlık tavrının günümüzde alabileceği biçimler olarak değerlendirebiliriz. Böylece ayetin anlamını koruyarak günümüze taşımış oluruz.
Sekizinci, dokuzuncu ve onuncu ayetlerde diğer insanın özellikleri belirginleşir: Gelmektedir, gayret göstermektedir ve Allah karşısında sorumluluk duymaktadır. Bu kişinin görme engeli, öğrenmesine engel değildir. Asıl engel, insanın kendisini hakikate kapatmasıdır. Buradan çıkarılabilecek eğitim ilkesi şudur: Arayış içindeki insanın gayretini görmek, onu dinlemek ve öğrenme imkânını erişilebilir kılmak gerekir.
On birinci ve on ikinci ayetler, anlatılan olaydan genel ilkeye geçer: Kur’an bir öğüttür; dileyen ondan öğüt alır. İnsan burada iradesiyle muhataptır. Bu ifadeden hareketle, eğitim ve tebliğin amacını da insanın düşünmesini, sorumluluğunu fark etmesini ve bilinçli bir yöneliş geliştirmesini sağlamak olarak okuyabiliriz. Bir topluluğun güçlenmesi bunun sonucu olabilir; fakat ayetlerin öne çıkardığı amaç, kişinin arınması ve öğütten yararlanmasıdır.
On üçüncü ayetten on altıncı ayete kadar ise öğüdün (Kur’an’ın) kaynağının yüceliği, temizliği ve onu taşıyanların erdemi vurgulanır.