Ilık musalla taşında sanki bedenim
Soğuk diyarlarda yetişmiş deli yüreğim
Beynimde geleceğin ağır boşluğu
Kalbimde dertli sevdamın derin yokluğu
Tarihi çeşmede kirli tastan su içiyorum
Eski hamamların kubbelerinden irkilirken
Kurmalı saatin sesini duyuyorum
Kulağımda bir ses, unutma, şaadeti giderken
Kırk çeşme hamamından yukarı çıkarken
Şehrin bütün ayazını koynuma alıyorum
Gençliğime, delikanlılığıma güvenirken
Çıktığım ilk yokuşta nefessiz kalıyorum
Evlerin bacalarında oluk oluk kara duman
Kış şehri burası, bastığın yere dikkat edeceksin
Kışa sırt çevirip medet umma bahardan
Şunun şurasında bir ay yaz göreceksin.
Ben ne soğuktan şikayet ederim ne tipiden ne borandan
Ey zalim, çıktıysan karşıma, tez hesap vereceksin
Gözüm kara, yaşım genç, alacağım var bu hayattan
Kulağımda bir ses, unutma, sen de öleceksin.
Burası, hiç yonca bulunmayan, yoncalık mahallesi
Şu köşeden binerdim annemin iş yerine giden otobüse
Uyuturdu il halk kütüphanesinde sessizliğin sesi
İhtiyar belediye otobüslerinde millet yine üst üste
Yunus emre mahallesinin kıyısından geçiyorum
Çocukluğumun geçtiği ilkokul, aynı yerinde duruyor
Hemen bitişiğinde yetimler yurdunu görüyorum
Bütün hepsi arkadaşlarım, hepsi selam veriyor.
Bu çift minareli cami, Yenişehir, hacı solak zade
Hep cenaze namazı kıldım burada, acep niye ki
İçim pak, kalbim temiz, kötülük yok serde
Ezanda kulağım olsa ne olur, namazda gözüm yok ki
Evimiz, son duraktan biraz önce, işte vardım sayılır
Mert yaşamak zor, hile hurda bileceksin
Yapamam ki, nerede düşkün görsem içim kıyılır
Kulağımda bir ses, unutma, sende hesap vereceksin.
ONSEKİZ YAŞIM
Aldanmayın bu çiçeklerin solgun durduğuna
Şimdi uykudalar, seher vakti uyanacaklar
Annem yine onlarla oynaşıp konuşacak
Haylaz çocuklar gibi şımaracaklar
Yıldız kent sokaklarında yürüyorum gece vakti
Paltoma sımsıkı sarılmışım, dudağımda tekel sigara
Bu şehre bahar hiç gelmeyecek sanki
Bir ben sokaktayım, cümle alem, herkes uykuda
Bütün şehir kar altında, ağaçlar bembeyaz kırağı
Caddelerde bir başına evsizler gibiyim
Aylardan şubat, vakit gece yarısı
Tanıyanlar deli diyorlar bana, belki de öyleyim
Kim bulmuş kayıp düşlerini sokakta, ben bulayım
Evin yolunu tutma vaktidir, annem uyanmadan
Gidip de sıcak yatağıma yayılayım
Çamaşır ipindeki elbiseler gibi donmadan
Sabah yan komşu Türkan teyzenin sesiyle uyanıyorum
Üçüncü kat, Kezban abla sesleniyor balkonda
Kahvaltı sofrasında hasıtanın kokusunu alıyorum
Melahat ablam göndermiş, o da burada, yan apartmanda
Televizyonda kulağıma eski bir şarkı çalınır
Cem karaca, resimdeki gözyaşı
Annem, endamlı gelin gibi salınır
Yeşildir gözleri, yay gibi simsiyah kaşı
Küçük ablam zehir gazeteci, şimdi haber peşindedir
Büyük abim, arka apartman beşinci katta
Mahinur, Zeynep, Süheyla, zararsız kendi hâllerindedir
Ahmet abim yaman boksör, o şimdi asker Şırnak’ta
Ben, ailenin maraza, en küçük çocuğuyum
Az asabi, biraz huysuz, kara kuru, havalı
Bakmayın ters düz konuştuğuma, biraz doluyum
Hesabım kitabım yoktur, ne kârı bilirim, ne zararı
En yakın dostumdur, Fatih Erdoğan
Sabahlara kadar şiir okur, şarkı dinleriz
Tan ağarmadan, güneş daha doğmadan
Bir sonraki gün için umutlar ekeriz
İşte, böyle geçiyor doksanlarda on sekiz yaşım
Evimizin önü kışla, palandöken manzaralı
Zaman dursun, böyle kalsın saçım başım
Solmasın albümlerde kimsenin fotoğrafları