Erzurum çarşılarını şekillendiren ve esnafına hayat veren en önemli unsur, Hindistan ve Türkistan taraflarından gelip İran ve Kafkasya üzerinden Anadolu’ya giren ticaret yollarıydı. Erzurum, bu yolların güzergâhındaki önemli bir toplama ve aktarma noktasıydı. Bilhassa Tebriz ve Tiflis’ten kalkan deve kervanları Anadolu’ya doğru ilerlerken, asırlar boyunca Erzurum’da konaklamışlardı.
Tebriz’den Trabzon veya İzmir Limanı’na yük taşıyan bir deve kervanını düşünelim. Bu kervanın yol üzerindeki en önemli durak noktası Erzurum’du. Kervandaki deve yüklerinin kontrolü ve sayımı Erzurum gümrüğünde yapılıyordu. Güzergâhın uzunluğu nedeniyle, develerin değiştirilmesi gerekiyorsa, Erzurum’daki deve hanları bu iş için kullanılıyordu. Bu işlemler, kervanların bazen birkaç hafta Erzurum’da kalmalarını gerektiriyordu. İşte bu zaman zarfında kervancı başı ve yanındaki adamları, gerek ihtiyaçlarını karşılamak gerekse şehri gezmek maksadıyla, Erzurum çarşılarına uğrarlardı.
Örneğin Kamburoğlu Hanı’nda develerin yükünü indirip biraz dinlendikten sonra, Nazik Çarşı, Mutaflar Çarşısı ve Dökmeciler Çarşısı’ndan geçerek Kilisekapı’ya inerler; ardından şehre ulaşmak üzere, Gürcükapı semtindeki iki kale kapısından geçerek Kavaflar Çarşısı’na girerlerdi. Çarşının hemen girişindeki İki Kapılı Kahve, Örtük Çarşı ve Yetim Hoca’nın medresesinin de bulunduğu Memişağa Hanı, şehrin en canlı ticaret mekânları arasında yer alıyordu. Biraz yukarıdaki Arapgirliler Çarşısı’nda bulunan Havuzlu Han’da birer çay içip, bir kısmı hemşehrileri olan tüccarlarla sohbet ettikten sonra, Kürkçüler Çarşısı ve Taşhan’ın karşısındaki Hacı Nuri Bey Çarşısı’ndan geçip, Taşhan’ın üst katındaki Bedesten Çarşısı’na uğrarlardı. Bu gezinti sırasında satın aldıkları ürünleri, buradaki hemşehrilerinin dükkânına emaneten bırakıp, İçmeydan’da yer alan ve şehrin en meşhur çarşısı olan Sipâhi Çarşısı’na gelirlerdi. Burası, şehirdeki bazı çarşılar gibi üstü kapalı bir çarşıydı ve içerisinde kemerli dükkânlar vardı. Nihayet, bu dükkânlara bir göz attıktan sonra, yorgun bir vaziyette çarşının kapısından çıkarak Lalapaşa Camii’nin avlusuna kendilerini atarlardı. Burada biraz dinlenip, Lala Mustafa Paşa’nın yaptırdığı çeşmelerden veya Paşa Sarayı yakınındaki İçmeydan Çeşmesi’nden kana kana su içerlerdi. Bu dinlenme sonrasında, Sipâhi Çarşısı’nın arkasındaki Hacı Reşit Bey Çarşısı’na uğramayı ihmal etmezlerdi. Ardından, geldikleri istikamete dönerek, Bedesten’deki emanetlerini alıp, Taşhan’ın yanından yollarına devam ederlerdi. Bu bölgedeki meşhur Kuyumcular Çarşısı’nda, Erzurumlu ustaların yaptıkları süs eşyalarını hayranlıkla seyrederlerdi. Böylece çarşıların bulunduğu dar sokaklardan geçerek tekrar Gürcükapı’ya inerlerdi. Bu arada, Pastırmacı Hanı önündeki kale kapıları arasında bulunan Hacı Numan Vakfı’na ait acem fırınından sıcak ekmek almayı ihmal etmezlerdi. İki kale kapısını geçtikten sonra Nazik Çarşı’daki Komesli Hanı’nın yakınında bulunan Küçük Saraçhâne’ye uğrar, oradan da bazı ihtiyaçlarını giderdikten sonra Köse Ömer Ağa Camii önünden Kamburoğlu Hanı’na ulaşırlardı.