Erzurum’un Türk hâkimiyetine girişinden sonra ilk defa bir Hristiyan ordusu tarafından işgal edildiği 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı, 14 Mayıs 1828’de Rusların Osmanlı topraklarına saldırısıyla başladı. Rusların Kafkas Cephesi Komutanı General Paskeviç’in amacı; Ahıska, Kars ve Erzurum gibi stratejik noktaları ele geçirerek Doğu Anadolu’da hızla ilerlemekti. Ruslar bu amaç doğrultusunda plan ve hazırlıklarını yaparken, Osmanlı tarafında durum hiç de iç açıcı değildi. En büyük sıkıntı, Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasından sonra düzenli bir ordu kurulamamış olmasıydı. Erzurum Valisi Galip Paşa, savaşın hemen öncesinde yeni ordunun teşkili için büyük bir gayret göstererek yedi tabur asker yazdırmayı başarmıştı. Fakat devletin içinde bulunduğu mali kriz yüzünden, kendisine gizli bir emir gönderilerek yeni asker yazımından vazgeçilmesi ve sadece bir tabur ile iktifa etmesi emredildi. Böylece Osmanlılar, Ruslara karşı bir gönüllü ordusuyla mücadele etmek zorunda kaldı. Erzurum ve havalisinde toplanan 20.000’e yakın askerin sadece 6.000’i nizami askerden oluşuyordu. Bu durumda Erzurum Valisi Galip Paşa, Ruslarla savaşmanın felaket getireceğini İstanbul’a bildirerek barış yoluna gidilmesini tavsiye etti. Paşa’nın bu önerileri İstanbul’daki yetkililer tarafından korkaklık olarak algılandı ve Paşa görevinden alındı. O’nun yerine Eğinli Salih Paşa seraskerliğe getirildi.
Ruslar 1828 yılı içinde Anapa, Kars, Ahıska, Ahılkelek, Ardahan, Bayezit, Eleşkirt ve Diyadin’i ele geçirdi. 1829’da ise Erzurum’a doğru ilerleyiş başladı. Osmanlı ordusu Soğanlı Dağları’nda ve sonraki savaşlarda büyük kayıplar verdi. Süratli bir yürüyüşle Çoban Köprüsü civarına gelen düşman kuvvetleri, burada kendilerini coşkuyla karşılayan Ermenilerin teşvikleriyle çevre köylerde yağma ve tahribata başladı. Rus ordusu 4 Temmuz 1829’da Hasankale’yi işgal etti.
Salih Paşa, bütün çabalarına rağmen Rusların ilerleyişini durduramamıştı. Kendisine yapılan uyarılara kulak tıkayarak Hasankale civarında yaklaşık 500 kişilik süvari birliğiyle Ruslarla savaşa girmiş; başarısız olunca Erzurum Kalesi’ne çekilmişti. Aldığı yenilgiyi Erzurumlulardan saklayan Salih Paşa, tam tersine Rusların yenilgiye uğradığını ve Erzurum’a en kısa sürede yardım geleceğini ifade etti. Salih Paşa böyle yaparak Ruslara karşı direniş gücünü artırmayı tasarlıyordu. Paşanın amacı iyi olmakla birlikte tuttuğu yol yanlıştı. Nitekim aynı saatlerde Rus Ordusu Erzurum’a girmeye hazırlanıyordu. Salih Paşa’nın çabalarını boşa çıkarmak isteyen Paskeviç, birkaç gün önce esir aldığı eski Yeniçeri Ağası Memiş Ağa’yı Türkçe bir beyanname ile Erzurum’a gönderdi. Söz konusu beyannamede, Erzurum’a hiçbir yerden yardım gelemeyeceği belirtiliyor ve eğer teslim olunmazsa halkın karşılaşacağı korkunç akıbet anlatılıyordu. Şayet teslim olurlarsa kendilerinin ve şehrin her türlü güvenliği Ruslar tarafından sağlanacaktı. Çok zekice hazırlanan beyannamede ayrıca, Rusların Müslümanlarla hiçbir problemi olmadığı, zira Rus hâkimiyetindeki milyonlarca Müslümanın özgür bir şekilde yaşadığı anlatılıyordu.
Rusların savaş gücünden ve Paskeviç’in telkinlerinden oldukça etkilenen Memiş Ağa, 5 Temmuz’da beyannameyle birlikte Hasankale’den ayrılarak akşamüzeri Erzurum’a geldi. Halkın önemli bir kısmının şehrin savunulmasından yana olduklarını hemen anladı. Bu kesimle görüşmenin fayda sağlamayacağını gören Memiş Ağa, halk üzerinde etkili olabilecek Ayan Ağa’nın konağına gitti. Paskeviç’in beyannamesini okuyan ve Memiş Ağa’yı dinleyen Ağa, şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı yaptı ve onlara durumu anlattı. Toplantıda, direnmenin fayda sağlamayacağı ve teslim olmanın doğru olacağı kanaati ağırlık kazandı. Ertesi gün teslim olmaktan yana olanların sözleri daha fazla dinlenmeye başladı. Bu durum Memiş Ağa tarafından Paskeviç’e iletildi. Bunun üzerine Paskeviç, şehrin teslimini umarak ordusuyla birlikte Hasankale’den hareket etti ve Deveboynu bölgesine geldi.
Devamı gelecek yazımızda…